‘DİNDAR BİR NESİL’ YETİŞİYOR MU?

Ülkemizde yürütülen ‘Dindar Nesil Yetiştirme Projesi’ var, bildiğiniz gibi. Bu projenin ilk duyurusunu ve açıklamalarını Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yapmıştı. O zaman Başbakanlık görevindeydi. 2012’deki AK Parti İl Başkanları toplantısında yaptığı konuşmada dile getirdi bu projeyi, Erdoğan. ‘Dindar bir gençlik yetiştirmek istiyoruz. Muhafazakâr demokrat parti kimliğine sahip bir partiden ateist bir gençlik yetiştirmemizi mi bekliyorsun?‘ demişti. Tabii ki, daha sonraki yıllarda da müteaddit defalar duyduk bu sözleri Erdoğan’dan.
NE GİBİ ÇALIŞMALAR YAPILDI?
Dindar nesil yetiştirme hedefiyle çıkılan yolda, 2012 yılında zorunlu eğitimin 4+4+4 şeklinde kademelendirilmesi yapıldı önce. Daha sonra, eğitim sistemi ve toplumsal alanlarda birçok çalışmalar gerçekleştirildi.
İmam Hatip Lisesi (İHL) ve ortaokullarının sayısı da arttırıldı meselâ. Öğrenci sayılarında da müthiş bir artış oldu. Dolayısıyla birçok genel lise ile ortaokul, İmam Hatip Ortaokulu ve İmam Hatip Lisesi’ne dönüştürüldü. Zorunlu ve seçmeli din eğitimi dersleri yaygınlaştırıldı. Ahlâk Bilgisi dersinin yanı sıra, Kur’ân–ı Kerim, Peygamberimizin Hayatı, Temel Din Bilgileri gibi dersler müfredata seçmeli olarak eklendi. ÇEDES (Çevreye Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) uygulaması devreye konuldu. Okullar ve müftülükler arasında işbirliği protokolleri imzalandı.
Buradaki hedef, öğrencilerin manevî, ahlakî ve insanî değerleri öğrenmeleri oldu. Bunun gibi daha birçok çalışmalar yürütüldü, yürütülüyor. Hatta bu gibi bazı faaliyetler, meselâ müftülükler ile yapılan işbirliği protokolleri, bazı kesimler tarafından eleştiri de aldı.
BAŞARILI OLUNABİLDİ Mİ?
Yapılan ve yapılmakta olan bütün bu faaliyetlerin sonucunda, ‘Başarılı olunabildi mi?’ diye bir soru geliyor aklımıza. Bunu anlamamıza yardımcı olan ise, yapılan araştırmaların sonuçları, yazılı ve görsel medya gibi iletişim araçları ve bizzat bizlerin hayat hengâmesinde yaşadığımız veya şahit olduğumuz bazı olaylardır.
Baktığın zaman, bazı sosyolojik araştırmalar tartışmalı da olsa, gençlerin dindarlık seviyelerinde arzulanan artışın olmadığını hatta bazı parametrelerde düşüşler olduğunu gösteriyor bizlere maalesef. Yani gençlerde oruç tutma ve düzenli namaz kılma ibadetleri uygulama oranlarında önceki genç kuşaklara göre, az da olsa bir azalma eğilimi var. Bazı değerlendirmelerde ise, projenin başarısı, davranış ve inanç derinliği olarak tartışmalı haldedir.
‘ÜSTÜME ÇIKSAYDIN‘
Bununla birlikte, gündelik hayatta karşılaştığımız olaylar, bir nebze de olsa, bize gösteriyor bunu zaten. Ölçü oluyor bir nevî.
Benim bizzat yaşadığım bir olaydan bahsetmek isterim sizlere: Evime gitmek üzere geldiğim durakta, belediye otobüsü beklemeye başladım. Okul çıkışına denk gelmesi nedeniyle, durak bir anda öğrencilerle doldu. Otobüs de yanaştı durağa. Bir lise talebesi kızımız ile otobüse binmek için aynı anda hamle yapınca, kapıda ufak bir sıkışma oldu, istemeden. ‘Hanım‘ kızımız, ‘Üstüme çıksaydın‘ diyerek tepki gösterdi bu duruma. Oysa ben, aramızdaki oldukça fazla yaş farkından dolayı, ‘Bana öncelik verecek‘ gibi bir gaflete düştüm. Özür diledim ve geriye çekildim. Arkadaki diğer arkadaşları da gülerek eğlendiler tabii. Bu olayı yaşadıktan sonra yazımın başlığını oluşturan soru geldi aklıma.
Bizim kuşağımızın gençleri, okullarda sadece din-ahlâk dersi okudular ama büyüklere saygı ve küçüklere gösterirlerdi. Edepliydiler. Toplu taşıma araçlarında büyüklerine yer verirlerdi. Vermek istemeyenler ise, ‘Uyur‘ numarası yaparlardı. Şimdinin gençleri ise, bu numaraya bile gerek duymuyor. Burada hemen belirtmiş olayım: Ailesinden iyi bir terbiye almış, ahlâklı edepli, davranışlarında oldukça dikkatli ve aldığı bu terbiyeyi, bu güzel ahlâkını, okuldaki din-ahlâk dersleriyle pekiştirmiş gençlerimiz de çok tabii. Onları tenzih ediyorum ve sayılarının hızlı bir şekilde artmasını diliyorum.
Netice itibarıyla, tamam, dindar nesil olsun. Ama ahlâklı olsun. Anne ve babasına, büyüklerine saygı, küçüğüne sevgi duyan, kötü alışkanlıklardan uzak olan nesiller olsun. Kaldı ki, dindar olmak bunu gerektirmiyor mu ki zaten?
Uygulanan projenin başarılı olması, en büyük temennimdir şüphesiz. Ama işlerin pek de iyi gitmemesi sebebiyle, proje uygulayıcılarının ‘Nerede yanlışlar yapılıyor?’ deyip, yapılan araştırma sonuçlarını dikkate alarak, çalışmaları tekrar gözden geçirmeleri gerektiği aşikârdır.
‘HAYATIMIN DERSİ’Nİ ALDIM
Öte yandan, vatanî görevimi yaparken karşılaştığım ve benim daha sonraki hayatımda büyük bir yer eden güzel bir davranıştan bahsederek yazımı sonlandırmak istiyorum.
Askerlik yapanlar bilir, acemi veya usta birliklerinde televizyonun seyredildiği, tost, çay gibi v.s. yiyecek ile içeceklerin yapıldığı yerler vardır. ‘Gazino‘ diyorlardı buralara. En azından bizim zamanımızda öyleydi. Bir arkadaşım bir semaver dolusu çay almış, Gazino’nun bahçesinde tek başına çay içiyordu. Yaklaştım selâm verdim.
‘Aleykümselam‘ dedi. Dikkatimi çekti, çay tepsisinde iki bardak vardı.
‘Biri mi gelecek?’ dedim, çay içmeye.
‘Hayır‘ dedi.
‘O zaman niye iki bardak var tepside‘ dedim.
‘İşte şimdi olduğu gibi, bir arkadaşım yanıma gelirse ona da ikram ederim diye, iki bardak aldım‘ dedi.
Ne kadar güzel bir haslet, ne kadar büyük bir incelik, değil mi?
Onun bu lafı, beni çok etkiledi gerçekten. Hâlâ, ne zaman çay içsem aklıma gelir. ‘Aynı şeyi ben yapar mıydım?’ diye düşündüm, kendi kendime. Koca bir ‘Hayır‘ çıktı karşıma. İrkildim âdeta. Arkadaşımın bu hareketi, büyük bir ders oldu benim için, vesselâm.

















































