Reklam
Reklam

KARANFİL Mİ GÜL MÜ?

Ahmet Ak
Ahmet Ak
  • 28.08.2019

Çocuklarımızın heyecanlarıyla birlikte kaç yaşında olursak olalım, yaşam sınavımız sürüyor.

Öğrendik ki; sınav salonlarının “yüksek harareti”, yaşam koridorlarının kavurucu sıcaklığı yanında serin kalıyor.

Özünde pek de değişmemiş olan sistemle günümüzde eğitim öğretimin bize göre bütün yanlışları, sınav sistemi üzerinde odaklanıyor; özverili öğretmenlerimizin üstün çalışmalarıyla bu sorunlar olabildiğince ve el birliğiyle giderilmeye çalışılıyor.

Ailelerle görüşmelerinde o öğretmenlerimiz genel olarak şöyle diyor:

“Biz yalnızca incilerin gün ışığına çıkmasına yardımcı oluruz. Asıl teşekkürü hak edenler böyle incileri bize kazandıran midyeler; ailelerdir. Hayatlarında bir katkımız olduysa ne mutlu bize.”

Güven veren insanlar kolay yetişmiyor, dört yanlış bir doğruyu götürüyordu belki ama bu sadece bir dere… Okyanusları geçmeye kararlı olanlar, yanlışlardan ders alabilenler arasından çıkıyor.

Fark edildiği sürece, yaşamın bütün seçenekleri anlamlıdır.

Farkında olarak izlenen bir çiçek, onu içine çeken birileri var ise gerçek bir yaşam unsuru olabilir.

Denizin mavisi, ancak bir insan gözünün ışıltısında yansıdığı zaman anlamlıdır.

Âşık Veysel’e göre, güzelliği on para etmezdi, bu bizdeki aşk olmasa…

Üzgünüz ki seçme sınavları hâlâ yetenekleri ölçmüyor, sadece çocuklarımızın eşitsizlik düzeylerini ölçüyor. Çocuklarımızın gereksiz, anlamsız, yararsız bilgilerden hangilerini daha çok ezberledikleri saptanmaya çalışılıyor.

Oysa bu sınavlar, çağdaş konuları öğrenmeyi ve yetenekleri ölçme yarışı olmalıdır.

Bu yaşlarında “dostluk ve sevgi” fidanları büyütecek iken kendi dünyalarında çocuklar, birbirinin karşıtı oluyor, yaşadıkları sınav sarsıntılarının derin izlerini ömür boyu taşımak zorunda kalıyor.

Hubble teleskopu 1988’de fırlatıldığından, uzayın bu kadar büyük olduğu o zamana kadar bilinmiyordu.

Hubble teleskopunun çektiği günümüzün evren fotoğraflarını göremeden 1955 yılında ölen deha fizikçi Albert Einstein bile, Ruslar Yuri Gagarin’i daha henüz uzaya çıkarmamış olduğundan çok şeyi bilmiyordu.

Yani bugünün ortalama lise öğrencisi, hepsinden daha çok bilgiye sahiptir.

Ancak bu; karanfil ile gül kokusunun ayırdında olamayan ama “şampiyon” olan gençler üretmekten başka bir işe yaramıyorsa, boşuna! … Elbette bu, çocuklarımızın suçu değildir. Onları, en basit sorularda bile “afallatan, ezberci eğitim sistemidir” asıl sorgulanması gereken…

Biz çocuklarımızdan dolayı üç yıl, peş peşe son SBS mağdurları olarak milli eğitimin tozlu deneme raflarında yerimizi çoktan aldık.

6’ncı ve 7’nci sınıfta tarifi olanaksız, ancak yaşayanların anlayabileceği sıkıntılarla 2012 yılının Haziran’ında üçüncüsüne girdiğimiz (SBS) sınavları bizim için gerilerde kaldı ama hayat sürüyor.

Çocuklarımızın bağlama çalmak gibi, iyi yüzmek gibi, insan sevgisi, hayvan sevgisi gibi, dersleri arasından biyolojiye, teknolojiye ya da ne bileyim ahlak bilgisine özel bir ilgisi ve yeteneğinin de olduğu…

Stratejik düşünebilme yeteneklerini geliştirmeye çalıştıkları (örneğin satranç bilgisi gibi)…

Karşılaşılan değişik durumlarda, analitik düşünerek buna göre davrandıkları…

Ya da düşünemedikleri…

Bazı dersleri ise sevemedikleri, sistemin umurunda olmadıktan sora; kim diyebilir, bu sınavlar yetenekleri, çağdaş konuları öğrenmeyi, bilgi ve becerileri ölçüyor?!

Diyeceğimiz sınav sisteminin, evlatlarımızın, yazık ki hâlâ eşitsizlik düzeylerini ölçüyor olmasıdır. Çocuklarımızın, gereksiz, anlamsız, yararsız bilgilerden hangilerini daha çok ezberlediklerinden çok yetenekleri, çağdaş bilgi ve becerileri saptanmaya çalışılmalıdır. Sınavlar yetenekleri ölçmeli eşitsizlikleri değil.

___________ / __________

Ahmet AK

0 533 3423055

facebook.com/ahmet.ak.315080

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ