ZİRVELER BİTER; ESAS OLAN GEÇİM DERDİNİN BİTMESİ!

Kısa bir zaman dilimi de olsa, geçtiğimiz hafta genel olarak bir kenara koyduk ekonomik sıkıntılarımızı, tasalarımızı, dertlerimizi. NATO toplantısı yapıldı başkent Ankara’mızda. 36. zirveydi bu. Gözler buraya çevrilmişti. Çok başarılı geçti toplantı. Verimli görüşmeler yapıldı liderler arasında. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump ile de baş başa görüştü bizim Cumhurbaşkanımız. Biliyorsunuz, Türkiye ile ABD arasında bir türlü çözülemeyen o kronik sorunlar devam ediyor. Meselâ, F-35 savaş uçağı meselesi; ‘Türkiye’ye verilecek mi?‘ sorusuna tam olarak cevap alınamadı. Yani somut bir müjde veremedi Trump. Çünkü ülkesine dönerken bu konuda, ‘henüz karar vermiş değiliz’ dedi ama neyse ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan, F-35’lerin satışı konusunda olumlu bir yaklaşım olduğunu belirterek ‘sıkıntı yok‘ minvalinde konuştu. ‘Bizi izlemeye devam edin‘ açıklamasında bulundu.
LİDERLERE ‘MEHTERAN’LI KARŞILAMA!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, toplantıya katılan ülke liderlerini tek tek, en güzel şekilde karşıladı. Askerî bir güç olan NATO’ya üye ülkelerin liderlerinin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde dünyanın en eski askerî bandosu olan ‘Mehter‘in sesleriyle karşılanması çok mânidardı hakikatten. Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihî kıyafetler içindeki askerlerin duruşu da ayrı bir anlam taşıyordu.
Bir nevî kültürel bir gövde gösterisiydi. Harika bir karşılamaydı ve çok şey anlatıyordu bence. İşte burada olduğu gibi, bazen ülkeler tarihlerini konuşarak değil; davul, zil sesiyle de anlatabilir pek alâ.
38 yaşındaki İzlanda Başbakanı’nı gördünüz değil mi? Nasıl da hayran hayran baktı etrafına öyle. Zirve sonrası Ankara Kalesi‘ne de giderek, bir tur attı genç Başbakan. Liderler, Türk kültürüyle de tanıştılar tabii. Japonya Dışişleri Bakanı, Türk kahvesi içtiğine ilişkin videolu paylaşımda bulundu. Ne kadar çok sevdiğini anlata anlata bitiremedi. Belçika Başbakanı’nın bir sokak kedisini severken olan görüntüleri de sosyal medyada büyük ilgi gördü. Gönderisine ‘dostça bir Türk kedisi‘ notunu da ekledi.

Gastronomimizin zenginliğinden bahsetmeye bile gerek yok. Seçkin lezzetler sunduk misafirlerimize. Türkiye ev sahipliğini başarıyla yerine getirdi kuşkusuz.
SESSİZ ÇOĞUNLUĞUN BEKLENTİSİ
Her şey iyi güzeldi de, zirve sona erdiğinde, konuklar ülkelerine döndüğünde, ‘herkes evine dağıldığında‘ yani, ülkemiz insanı yine kendi gerçeğiyle baş başa kaldı.
Ara zamdan ümidini kesen asgarî ücretli, mutfak masrafını nasıl karşılayacağını hesaplamaya başladı. Emekli dersen, ay sonunu nasıl getireceğini düşünmeye devam etti. Yaz tatiline çıktı çocuklarımız. Bu sıcak günlerde tabii ki, her anne-baba birkaç günlüğüne de olsa, şehir dışına çıkabilmeyi, mümkünse tatil yapabilmeyi ister. Kendisi için olmasa bile çocuğu için ister ama bu ücretlerle buna nasıl erişebilir ki?
Aslında şunu demek istiyorum; elbette ülkemizin uluslararası alanda saygın bir ev sahipliği yapması, yabancı konukların memnuniyeti, asgarî ücretlisinden emeklisine kadar olan kesimleri de mutlu eder. Bunda hiç şüphe yok zaten ama gönül arzu eder ki, emeklinin huzurla yaşayabildiği, asgarî ücretlinin ay sonunu endişe etmeden getirebildiği, çocukların yaz tatilini sevinçle beklediği günler gelsin. Gelsin ki, işte o zaman başarı çok daha anlamlı olacaktır kuşkusuz. Aksi takdirde sofradaki ekmeğimiz, pazardaki fiyatlar, ödenmesi gereken faturalar ve yarınlara olan umudumuz her zaman en önemli problemimiz olmaya devam edecektir.
MESELE SADECE RAKAMLAR DEĞİL!..
Öte yandan emeklilere, memurlara veya asgarî ücretlilere maaş zammı yapılan her dönemde, uzayıp giden bir tartışma oluyor ve daha sonra da yavaş yavaş sönümleniyor. Yani zamanla tepkilerin azaldığı da malûm olduğu için, meselenin üzerine de pek gidilmediği kanaatindeyim ben. Bilindiği üzere o tartışma da şu: Çalışan ve emeklinin yani ‘asil’ ile, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’ne gönderdiği ‘vekil’inin aldıkları maaşlar arasında âdeta ‘uçurum’ olması. Bu büyük bir tartışmaya sebep oluyor zaman zaman kamuoyunda. Doğal olarak da her zam döneminde çalışanlar ve emekliler ile milletvekilleri arasındaki maaş farkı daha da fazlalaşıyor ve huzursuzluk oluşturuyor.
Bu tartışmaların yıllardır bitmemesinin bir nedeni var. Çünkü sadece rakamlar değil mesele. Toplumda olan adalet duygusudur. Çalışanlar veya emekliler karşılaştırma yapıyor. Özellikle, hem milletvekili maaşı hem de emekli milletvekili aylığı alınması konusu sorgulanıyor vatandaş tarafından. Kimisi bunun yasal bir hak olduğunu savunurken, kimisi de kamu vicdanını zedelediğini düşünüyor. Böyle çift maaş alan milletvekillerinin sayısı da oldukça fazla.
Tabii ki, milletvekilliği önemli ve sorumluluğu ağır bir kamu görevidir. Ancak toplumun beklentisi, bu maaşların belirlenmesinde ölçülü olunması ve kamu vicdanını gözeten bir anlayışın hâkim olmasıdır.
AYNI GEMİDEYSEK…
Baktığın zaman, ekonomik zorlukların yaşandığı dönemlerde ücretli kesimlerden fedakârlık istenir değil mi? İşte buradaki konu, fedakârlığın toplumun tüm kesimleri arasında ne kadar âdil olarak paylaşıldığıdır. Belki de bu, maaşlardan önce gelir.
Şöyle de söyleyebiliriz; yıllardır bütçe dengeleri bozulduğunda, enflasyon yükseldiğinde veya ekonomik sıkılaşma gündeme geldiğinde akla ilk olarak emekli, memur, işçi gelir. Anlayış beklenir ve sabır tavsiye edilir. Tamam, öyle de; ‘fedakârlık neden hep aşağıdan başlıyor?‘ sorusu var ortada. Madem aynı gemideyiz, zor zamanlarda örnek olacak adımların ilk olarak üst kademelerden gelmesi gerekmiyor mu? Toplumun önemli bir kesiminde bu düşünce hakim. Onun için fedakârlığın yukarıdan başlaması aynı zamanda güçlü bir dayanışma ve adalet mesajı da verecektir, vesselâm.










































