Reklam
Reklam

‘MÜTEVAZI’ OLAMADIK!..

‘MÜTEVAZI’ OLAMADIK!..
  • 25.08.2025
Reklam

Ne zaman köyüme gitsem, her seferinde demirin ve betonun biraz daha fazlalaştığını görüyorum. Sadece benim köyümde mi? Hayır tabii ki, çevre köylerin de durumu farklı değil. Günden güne daha da fazla topraktan uzaklaşan, betonlaşan, şehirleşen köyler…

Bu durum beni üzdüğü gibi, inanıyorum ki, birçok insanı da üzüyor ama buna sebep olan da yine biziz kuşkusuz.

Yıllar önce göç ettik köylerimizden şehirlere. ‘Genç kalmadı köylerde’ diye birçok haberler yapıldı ve yapılıyor da görsel medya ve yazılı medyada.

Tabii ki, bütün arzu ve temennimiz, daha iyi şartlarda yaşamak, çocuklarımızı daha iyi imkanlarla yetiştirmekti. Haksız da sayılmazdık…

Başarılı da olduk, olamadıklarımız da vardı şüphesiz. ‘Geriye dönmek zorunda kalanlar veya şehir hayatında kaybolup giden hayatlar’ gibi…

Bütün zorluklara rağmen okuttuk, çocuklarımızı. Mürüvvetlerini de gördük…

Artık şehirde kalmanın bir mânâsı kalmadı. Bıktık yoğun trafikten, gürültü-patırtıdan, demir ve beton yığınlarından’ deyip, ‘Huzur’ bulmak için pırı-pırtıyı toplayıp, tekrar köylere dönüş yaptık. Tersine göç yani. Köyler emeklilerle doldu ve doluyor da…

Kimimiz dededen, anneden-babadan kalma evi tadilat yaptırdık, kimimiz de yıkıp yerine başka ev kondurduk.

Yaptık yapmasına da, ‘Şehir evi’ne benzettik binalarımızı. (Tabii istisnaları her zaman ayrı tutuyorum ve burada çuvaldızı kendime de batırıyorum).

Avlu kapısını eskiden olduğu gibi tahtadan değil de, demirden yaptık, Duvarlarını da yüksek yapıp, taş, beton, demir ve tel ile çevreledik. Evin önünü, girişini v.s. toprak, yeşil alan veya küçük bir bahçe olarak bırakmayıp, toz-toprak olmasın diye betonlaştırdık. Börtü-böceğin yaşamasını da engellemiş olduk. Toprak ve ağaçtan, tahtadan uzaklaştık. Yani ‘Köy evi’nin ruhunu yansıtmayan binalar diktik. Bir de kümesimiz olsun dedik ama kümesi de eskiden olduğu gibi tahtadan değil de, betondan yaptık. Kuzinemizi de topraktan, tuğladan yapmadık mesela… Şehirden uzaklaşalım derken, köylerimizi de şehirlere benzettik.

Yani köylerdeki halimiz ve pür melâlimiz budur maalesef…

Bütün bunlar bana, ‘Mütevazılığı’ kaybettiğimizi gösteriyor. Ben böyle düşünüyorum şahsen.

‘Mütevazılık’ deyince aklıma hep, İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık’ın ‘Hanginiz Muhammed?’ başlıklı makalesi geliyor.

“Bir müşrik veya heyetten gelen yabancı elçi, Resûlullah’ın bulunduğu meclise giriyor. Peygamberimiz (s.a.v.) orada ashâbıyla beraber oturuyor ve hiçbir şekilde farklı, gösterişli bir yere oturmuyor. Yani ashaptan ayırt edilecek özel bir makamı, kıyafeti, tahtı yok.

Bunun üzerine içeri giren kişi, Peygamberimizi hemen tanıyamıyor ve: ‘Hanginiz Muhammed?’ ” diye soruyor.

Bu rivayet, çeşitli hadis kaynaklarında geçiyor.

Buradaki en önemli mesajın şu olduğunu görüyoruz: Peygamberimiz (s.a.v.), ashâbıyla eşit şekilde, mütevazı olarak otururdu. Öyle ki, dışarıdan gelen biri onu ilk bakışta ayırt edemezdi. Yani farklı ve gösterişli değildi.

Ben bu rivayeti okuyunca, özellikle Müslüman ülkelerini çok düşündüm. ‘Ne kadar uzaklaşılmış bu değerlerden’ diye. Daha önce bir yazımda da bahsetmiştim aslında. İslâm’ın tavsiye ettiği ve ön sıralara koyduğu mütevazılık, kayboluyor maalesef.

Tabii, güzel örnekleri de var, hiç yok değil. Uzaklara gitmeyip kendi ülkemize bakalım mesela. Sosyal medyada rastladım. Bir ilahiyatçı profesörümüzün, anne-babasının fındık bahçesinde (fındıklıkta) bir işçi gibi, çalıştığı görüntüsü vardı. Çok hoşuma gitti. Gördüm ki, profesörlüğü bir kenara koymuş, ‘Önemli olan maksadın hâsıl olmasıdır’ deyip, oradaki diğer çalışanlar ile birlikte aynı şartlarda fındık topluyor. Ne güzel, değil mi?

Görevi boyunca lüzumsuz harcamalarda bulunmayan, yani israftan kaçınan cumhurbaşkanı ve başbakanlar da gördük ama bunlar istisna olmaktan daha ileri gidemiyor ülkemizde. Genel olarak kayboldu mütevazılık.

Böyle konular olunca her seferinde “Batı’da, Avrupa ülkelerinde nasıl?” diye, oraya müracaat ediyoruz ya…

Tarifeli yolcu uçakları ile yolculuk yapan Avrupa ülkesi başbakanları geldi aklıma. Trafik cezası yazılan, bisikletiyle parlamentoya giden, halkla birlikte sinemada film seyreden, basın mensuplarına kendi elleriyle çay dağıtan başbakanlar ve 4-5 parlamenterin bir araya gelip, parlamento binasına tek arabayla gitmeleri geldi aklıma. Örnekler çoğaltılabilir tabii…

Bütün bunların İslam ülkelerinde de olması gerekmiyor mu? Evet, gerekiyor ama baktığın zaman, genel olarak mütevazı yaşamdan pek bahsedemiyoruz maalesef. Bugün Müslüman toplumlarda en çok ihtiyaç duyulan şeylerden biridir, mütevazılık.

‘Peygamberimiz zamanında yaşanan mütevazılıktan niye uzaklaşıldı, ne zaman uzaklaşıldı?..’ Biraz araştırınca gördüm ki, bu mesele çok derin. ‘Belki başka bir gün, bu konudan kısaca da olsa bahsetme fırsatım olur’ diye düşünüyorum açıkçası.

Sözün kısası, konu her ne kadar çok dağılmış gibi görünse de, köy hayatı ile bağdaştırdığım için mütevazılıktan bahsetme gereği duydum.

Yani demek istiyorum ki, mütevazı olarak gördüğüm bir köy hayatından çıkıp, şehirlere gittik. Biraz oyalanıp, tekrar mütevazı yaşamımıza dönelim desek de başaramadık, vesselâm…

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ