OYUN DEĞİL, CANLI VASİYETNAME!..

Kültürel bağların çok güçlü tutulması, geleneklerin, göreneklerin olabildiğince yaşatılıyor olması bir toplumu geçmişine bağlayan etkenlerdir ve duygusal bir unsurdur hiç şüphesiz ama sadece bununla da kalmaz tabii. O toplumun sosyal dokusunu, bireysel ruh sağlığını v.s., ayakta tutmasını sağlar. Yani bir nevî çimento görevi görür.
Kültürel bağlar güçlü olduğu zaman insanlar kendilerini yalnız hissetmezler. Ortak bir ‘biz‘ duygusu ancak böyle gelişir. Bir toplumun hafızasıdır kültürel bağlar, aynı zamanda. Hafızasını kaybeden bir toplumun, başka kültürlerin ve hızlı dönüşümlerin fırtınasında savrulmaktan kendini kurtarması zordur. Yani kültürel bağların güçlü olması; bireyi yalnızlaşmaktan kurtarırken, o toplumu ise kimlik kaybından korur.
Baktığın zaman, bunu sağlama görevi de sivil toplum kuruluşları, ve kurulan derneklere düşmektedir genellikle. Onların düzenledikleri çeşitli programlar, etkinlikler ile nesilden nesile aktarılmaya gayret edildiğine şahit oluyoruz. Onun için bu derneklerin çok önemli görevler, faaliyetler üstlendiği kanaatindeyim ben şahsen.
FOLKLORİK GÖSTERİLER VE HALK OYUNLARI
Meselâ, folklorik gösteri programları ne kadar da önemli değil mi? Bu gösteriler veya halk oyunları, ilk bakışta sadece rengârenk kostümlerle yapılan sahne şovları gibi görünebilir ama ‘sadece bir gösteri işte’ diyemeyeceğimiz bir derinlikte. İşte bu derinlere indiğimizde de gösterilerin çok büyük mânâlar yüklü olduğunu görürüz. Bunlar, bir toplumun coğrafyasını, tarihini, duygusal dünyasını anlatıyor bizlere.
Yörelere göre değişmekle birlikte, omuz omuza tutuştuğumuz alaylarımız, el ele verdiğimiz horonumuz, karşılama oyunlarımız var bizim. Bu oyunlarda herkesin aynı adıma, aynı ritme uyma gibi bir zorunluluğu vardır. Bu durum, toplumsal yaşamda da birlikte hareket edebilme, uyum sağlayabilme reflekslerini geliştirir. Zaten ritme uymayan olursa düzen bozulmuş olur. Başarı ancak herkes aynı anda paylaştığında gelir. Bir oyundaki atılan adımlar bizlere ne de çok şey anlatıyor, öyle… Bazen bir hüznü, bazen de zaferi, bazen ise denizdeki dalgayı hatırlatır bizlere. Ya, efe oyunundaki o ağır adımlar… Toprağa kök salmayı, mağrurluğu anlatır.

Örnekleri çoğaltabiliriz: Trakya’mızda mübadiller çoktur ve onların oynadığı önemli oyunlardan bir tanesidir ‘Debreli Hasan‘. Hakezâ ‘Zigoş‘ oyunu. Mübadillerin kültüründe çok özel bir yere sahiptir ve derin izler taşır. ‘Drama Köprüsü‘ türküsü eşliğinde oynanan ‘Debreli Hasan’da yer alan figürler ve adımlar sadece bir ritim gösterisi değildir elbette. Her hareket, baskıya boyun eğmeyen bir halk kahramanının efsanesini ve mübadillerin memleket hasretini temsil eder. Efe oyunundaki gibi oyuncunun toprağa, o ağır ama sert adımlarla basması, heybet ve kararlılıktır. Debreli Hasan’ın dağlardaki duruşunu temsil eder. Mübadiller için bu duruş, haksızlığa ve zulme karşı dimdik duruyoruz mesajıdır. Hem atalarının bastığı Balkan topraklarının hissini hem de yeni vatanda kalıcı olma kararlılığını anlatır…
‘Zigoş’ oyunu da bir çok mesajlar barındırmakta tabii. Drama ile Kavala arasındaki eski Zigoş Köyü’nden almış adını. Mübadillerin (özellikle Drama ve Trakya göçmenlerinin) Anadolu’ya taşıdığı en köklü kültür miraslarından birisidir. Bu oyunda da atılan her adımın, sergilenen figürlerin, ritim ve ritüellerin anlattığı mesajlar var bizlere. Batı Trakya’nın bir köyünde doğup mübadele yollarına düşen insanların; toprağa saygı duyma, en zor anda bile ritmini kaybetmeme, acıyı metanetle karşılama ve birbirlerine destek olup, ‘biz’ olarak ayakta kalma hikâyesidir aslında.
Netice itibarıyla ister bir halk kahramanının efsanesini yaşatan ‘Debreli Hasan’ olsun, ister göçün ve kavuşmanın dramını taşıyan ‘Zigoş’ isterse de Trakya’nın diğer neşeli karşılamaları olsun… Hepsinin bize anlattıkları bir hakikat var. O da; insanın kimliğiyle, toprağıyla ve toplumla kurduğu kopmaz bağdır ve her şeyden önemlisi, ‘biz’ olmayı önceleyen canlı birer vasiyetnamedir, vesselâm.
TEBRİK VE TEŞEKKÜR!..
Öte yandan, geçtiğimiz hafta sonu bir mübadil akrabamızın oğlunun düğün merasimlerine katılmak üzere Samsun‘daydık. Öncelikle nazik dâvetleri için çok teşekkür ediyorum. Yakışıklı yeğenimiz Eren‘i ve güzel gelin kızımız Güler‘i tebrik ediyor, bir ömür boyu mutluluklar diliyorum…
Bu vesile ile yukarıda bahsini ettiğim Balkan türkülerini dinlemek, biz mübadillerin folklorik gösterilerini izlemek, beni ziyadesiyle memnun etti. Keşan’ımızda (her ne kadar yaşatılmaya çalışılsa da) maalesef çok zayıflamış kültürel bağlarımızın ve folklorik gösterilerimizin Samsun mübadilleri tarafından yaşatılıyor olmasını görmek, çok mutlu etti beni şahsen.
Samsun’a gitmeden önce Çorum/Osmancık‘a da uğrama şansı yakaladım. Eğer yolunuz düşerse, Kızılırmak üzerindeki Osmanlı’dan kalma Koyunbaba Köprüsü‘nü ve Kandiber Kalesi‘ni mutlaka görün derim.
Gerek Osmancık’taki gerekse Samsun’daki akrabalarımızın, dostlarımızın gösterdiği misafirperverliğe ve yakın ilgiye de, gönülden teşekkür ediyorum.










































