BALKANLAR’DA TÜRKÇENİN YÜKSELİŞİ

Geçtiğimiz günlerde, çok da uzak sayılamayacak bir zaman önce çeşitli basın mecralarında yer bulan bir haber vardı. Sizin de dikkatinizi çekmiştir; Türkçenin Kosova’nın bazı belediyelerinde resmî statüye sahip olması… Ben bu haberi çok önemli buluyorum şahsen. Çünkü, bu haberin aynı zamanda, Avrupa’da Türkçenin kamusal alanda hukuken tanınan dillerden biri olması gibi bir tarafı var. Tanınan bu statü, Kosova Türklerinin kültürel kimliğini güvence altına alan önemli bir kazanım olarak da görülebilir.
Genellikle haber kanallarında, Türk dünyası ile ilgili olan haberlere daha fazla rastlıyoruz gibi, değil mi? Azerbaycan ve Türkistan coğrafyasındaki kardeş ülkelerimiz (Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan) ile olan ilişkilerimizin her geçen gün daha da artıyor olması mutluluk verici tabii. İsmail Gaspıralı’nın ‘dilde, fikirde, işte birlik‘ şiârının her geçen gün gerçekleşiyor olmasına şahitlik etmek, (yolda çıkan engellere rağmen) heyecanlandırıyor bizleri elbette ama unutulmasın ki, bizim bir de akraba devletlerimiz, topluluklarımız var. Buradaki gelişmeler de en az Türk dünyasındaki güzel gelişmeler kadar mutluluk verici ve önemli kuşkusuz. Zaten Türkiye, dış dünyadaki bağlarını adlandırırken genellikle iki kavramı temel olarak esas alır. Soydaş/kardeş ülkeler tanımlaması bunlardan bir tanesi. Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve KKTC gibi doğrudan Türk soyundan gelen devletler ve topluluklardır bunlar.
Bir diğer tanımlama da akraba topluluklardır. Doğrudan aynı kökenden gelmesek de, bu devletler veya topluluklar ile yüzyıllar boyunca aynı coğrafyayı, mutfağı, müziği, kaderi, tarihi, dini birlikte paylaşmışızdır. Evlilikler yapmışızdır meselâ. Bosna-Hersek’teki Boşnaklar, Arnavutluk ve Kosova’daki Arnavutlar, Karadağ Müslümanları bizim akrabalarımızdır.
BİR UÇAĞIN İKİ KANADI GİBİ
Bugün ülkemizde, özellikle Marmara ve Ege bölgelerinde, Trakya’da, Bursa’da, İstanbul’da ikâmet eden milyonlarca vatandaşımızın kökeninin Bosna’ya, Makedonya’ya, Kosova’ya veya Arnavutluk’a dayandığını biliyoruz. Yani bizzat aile ağaçlarımızda vardır. Balkanlara gidenlerden sıkça duyarız; ‘hiç yabancılık çekmedik‘ diye. Börekten tutun da çay-kahve kültürüne, misafirperverliğe kadar, ne de çok benzer yanlarımız var öyle… Akrabayız çünkü. Kültürümüz ve kanımız birbirine karışmış vaziyette. Yani romantik bir söylem değil, somut bir gerçektir.
Aslında bu durumu, Türkiye’den baktığın zaman; bir uçağın veya bir kuşun iki kanadına benzetebiliriz. Doğu kanadı Türk Dünyası ise, Batı kanadı da Balkanlar’dır. Doğu kanadında, Türk Devletleri Teşkilâtı (TDT) çatısı altında ortak yatırım fonlarından tutun da alfabe birliğine, savunma sanayiindeki işbirliğine kadar stratejik ve kurumsal bir entegrasyon yaşanırken, Batı kanadında, yani Balkanlar’da ise dil bilincinin artması ve ekonomik ortaklıkların derinleşmesi ön plana çıkmaktadır.

TÜRKÇENİN STATÜSÜ GÜÇLENİYOR
Balkanlar’daki gelişmelere en güzel örnek de, yazımın girişinde belirttiğim gibi Kosova’daki Türkçe kararları oldu. Mitroviça, Priştine ve Lipyan belediyeleri tarafından alınan kararlar ile Türkçe resmî dil olarak kabul edildi. Kosova’da Türkçenin kamusal alandaki statüsü güçleniyor yani. Bu konuda alınan kararlar, Türk toplumunun kamu hizmetlerine kendi ana dilinde erişimini kolay kılan, Türkçenin Balkanlar’daki kurumsal varlığını güçlendiren önemli bir adımdır hiç şüphesiz. Böyle güzel haberler geliyor Balkanlar’dan. Biz, belki de Türkiye’deki siyasetin sıcak gündemi ile birlikte bu tür güzel gelişmelere de uzak kalabiliyoruz veya ıskalıyoruz ama bu kararlar gerçekten çok kıymetli bence.
Aslında sadece Kosova’da da değil, Balkanlar genelinde (özellikle Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek, Kosova ve Bulgaristan’da) Türkçenin korunması ve kurumsallaşması adına çok derin adımların atıldığına şahit oluyoruz. Çok sevindirici gelişmeler hakikatten.
GERÇEK BİR AKRABALIK
Öte yandan, ‘Ecdâdımız öyle bir temel atmış ki Balkanlar’a; istedikleri kadar Osmanlı eserlerini yakıp yıksınlar, yağmalasınlar, izlerini silmeye çalışsınlar başarılı olamadılar, olamayacaklar’ diye düşünenlerden ve inananlardanım şahsen. Çünkü, Yunanistan’da ‘Müslüman toplum vardır ama Türk yoktur, Türkçe konuşamazsınız’ gibi bir safsataya gösterilen tepkiyi, Dr. Sadık Ahmet‘in öncülüğünde gerçekleştirilen direnişlerde gördük. Aynı şekilde Bulgaristan’da Jivkov rejiminin Türklere uyguladığı zorunlu asimilasyona yani etnik temizliğe karşı, Türk toplumunun gösterdiği direnişi, hep birlikte müşahede ettik. Türkiye, bu olayları sadece gözlemlemekle mi kaldı? Tabii ki hayır. Hatırlıyoruz o günleri. Soydaşlarına kucak açarak da, Jivkov’un bu planı yani bu ‘kültürel soykırım‘ veya ‘etnik temizlik‘ başarılı olamamıştır. İster Yunanistan’da olsun isterse Bulgaristan’da olsun bu direnişler, Balkanlardaki Türk mührünün silinip atılamayacağını göstermiştir bizlere ve cümle âleme.
Velhâsıl, konuyu daha fazla dağıtmadan demek istediğim şudur ki; Türkiye bir taraftan Doğu’daki öz kardeşleriyle kucaklaşırken diğer taraftan da Batı’daki yani Balkanlar’daki tarihî akrabalarıyla bağlarını kuvvetlendirmeye devam ediyor. ‘Türkçenin Balkanlarda yükselişi‘ gibi güzel haberler alıyoruz. Ülkemizin Boşnak, Makedon veya Arnavut dostları ile olan ilişkileri oldukça memnuniyet verici düzeyde. En önemlisi de, ilişkilere asla ‘çıkar odaklı bir komşuluk’ olarak bakmıyoruz, bakamayız. Öyle olmadığı çok aşikâr. Unutmayalım ki, bizim bu halklar ile sevinçlerimiz ve kederlerimiz ortaktır. İlişkimiz gerçek bir akrabalık ilişkisidir, vesselâm.










































