DEMOKRASİ VE İÇ CEPHE

Son günlerde özellikle Ortadoğu’daki savaş nedeniyle gündemimizdeki en önemli konu sanırım. Bir yanda demokrasi ve sözde totaliter rejimlere tepki bir yanda azgın bir emperyalist saldırı diğer yanda.
Bu koşullarda ülkelerin konumlandırılması yanında liderlerinde konumlandırılması önem kazanmaya başladı. Ülkeler açısından bakınca ulus olma özelliği ile birleştirici ve ortak tavır alıcı düşünce sistemleri devreye giriyor.İran bu açıdan emperyalist tuzaklara düşmeyen bir duruş sergiledi. İç cephesi fire vermedi ve emperyalist saldırganlık karşısında bütünleşmeyi başardı.
Türkiye’mizde bu konu aslında savaştan öncede işlenmeye başlamıştı. Ama amaç farklıydı. Terörsüz Türkiye yalanı ile güya Kürt halkına istenen demokratik özgürlükler veriliyordu. Şart yok pazarlık yok dendi halka karşı. Ama süreç onlarca pazarlığın gölgesini ortaya koydu. Konuşulanın aksine AKP’nin yeniden seçim kazanma uğruna bir ittifak girişimi olduğu görüşü ağırlık kazanmaya başladı.
DEM süreci Apo özgürlüğüne endekslendi. Arka planda demokratik konfederalizmi gizlemeye çalıştı. Demokratik hususlar bence hep arka planda idi. Hatta ABD güdümü öyle ağırlıklı idi ki bazı DEM’liler ”ya yaparsınız yada birileri gelir yapar” bile dediler. Süreç ABD’nin aslında derdinin Kürtler olmadığı onlar sadece ekonomik kazanımlar ve ülkelerine hammadde girişi peşindeydiler. ABD her alanda ve ortamda Kürtleri sattı. Hatta tüm Ortadoğu Arap ülkelerini de sattı. Petrol varsa Araplar var, yoksa onlarda yok.
Emperyalist saldırganlığa ülkemizde de iç cepheyi güçlendirmek gerek elbette. Türkiye bu konuda tarih boyunca gereğini hep yerine getirdi.
Ancak bu demokrasi, hoşgörü, adalet vs. gibi hususları yok etmemeliydi. Sakıncalı hususlara göz atalım.
Askerlikten başlayalım. Türk ulusu asker bir millettir. Bu unutulmadan zorunlu askerlik yıpratılmamalı. Paralı askerlik koşulları insanları yaralamamalı. Savaşlarda hep fakir ailelerin çocukları ölüyor imajı verilmemeli. Mesleki olarak askerler dini grupların menfaat alanı olmaktan çıkarılmalı. Liyakat ve yasalar yeniden derhal tekrar uygulamaya konulmalı. Eğitim tekrar asli unsur olarak geri gelmeli. Askeri tesis ve hastaneler geri açılmalı ve desteklenmeli.
Peki halk? Halkın istek ve talepleri demokrasinin tüm kurumları ile dile getirilmeli tekrar. Partilerin dışlanması önemli mesela. Siz muhalefet parti vekil ve başkanlarını kanunsuz hukuksuz bir şekilde tutuklayamazsınız. Mahkeme kararlarına rağmen içerde tutamazsınız. Suçu kesinleşmemiş insanları zorla kesin suçluymuş gibi muamele edemezsiniz.
Bunların hepsi iç cephe oluşumunu engelleyebilecek hususlar. Tehlike anında ulus tüm kurum ve kuruluşlarına tam güvenmelidir. Suriye, Irak, Libya işgallerinden ders çıkarmalıyız.
Halka çağdışı eğitimi ama kendi çocuklarınıza kolej ve yurt dışı eğitimi veremezsiniz. Dörder beşer maaşlı elemanlar edinip halkı açlık sınırının da altında yaşama zorlayamazsınız.
İÇ CEPHE çok ama çok önemli. Ulusu karpuz gibi ikiye üçe bölüp yol alamazsınız. Dürüstlükten, liyakatten, adaletten, hukuktan kopamazsınız. Halk artık her şeyi gördü… Biliyor ve anlıyor.
Yapmayın bu ülke önemli ve çok değerli bizim için.
Ne incinin nede incitin artık. Kişisel hırs ve ikbalinizi bir yana bırakın artık. Yoksa bu halk gereğini yapar.
İç cephe boş bir laf değildir. Bir ülkenin varlık ve gelecek teminatıdır.
Gelin hep beraber sımsıkı sarılalım yine… Hak için, adalet için, geleceğimiz için.










































