‘RAMAZAN’ GİDİYOR, HEYBEYE NE KOYABİLDİK?

Başı rahmet, ortası mağfiret, son kısmı da bağışlanma ve kurtuluş olarak adlandırılan bir zaman diliminin daha sonuna doğru yaklaşıyoruz. Öyle bir zaman dilimi ki, her günü çok değerli şüphesiz. Yapılan ibâdetlerin, yardımların, edilen duâların tek bir gayesi var değil mi? O da; Allah’ın rızasını alabilmek, O’nun razı olduğu kullardan olabilmek ve bayrama ulaşabilmek ama tabii ki, ‘gerçek bayram‘a ulaşabilmek…
Ramazan ayı boyunca, kimimiz sadece ‘kuş sütü eksik‘ iftar sofraları kurarken, kimimiz de mütevazı sofralar kurduk. Kimimiz ise, halimiz ve vaktimiz ‘kuş sütü eksik’ sofralar kurmamıza yettiği halde fakir fukarânın, garip gurebânın hâlini anlamak için şaşaâdan, gösterişten ve israftan kaçındık. Zor durumdaki daha geniş kesimlere ulaşarak, ‘mütevazı sofraları’ çoğaltabilmek için mücadele ettik. Kimimiz ‘gönül sofraları‘ kurarken kimimiz de bu zaman dilimini fırsat olarak görerek, geniş katılımlı iftar sofralarında, ‘ideolojilerimizi nasıl daha iyi anlatırız‘ın telaşına düştük…
EN KIYMETLİ BÖLÜMDEYİZ!
Her bölümü ayrı kıymet ihtiva eden Ramazan’ın son 10 günlük bölümünün daha bir başka değer arz ettiği muhakkak, değil mi? Çünkü bu bölüm, içerisinde bin aydan daha hayırlı olarak bildiğimiz ‘Kadir Gecesi‘ni barındırıyor. Aynı zamanda, ‘Bayram‘ın gölgesinin üzerimize yavaş yavaş düştüğü bir bölümdür. Bayram yaklaşmaktadır ve mahalledeki, caddelerdeki, sokaklardaki hareketliliğin arttığı görülüyor. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle, alış-veriş merkezlerinin giyim mağazalarında, o canlılık yeterince olmasa da, mahallelerde kurulan ‘giyim pazarları’nda oldukça yoğun bir kalabalık oluyor. Çünkü fiyatlar mağazalara göre oldukça daha düşük, daha mâkul.
NESLİHAN PAYLAŞMANIN DERSİNİ VERDİ
Bununla birlikte fırınlar, pastaneler ‘baklava siparişi alınır’ yazısını astılar bile kapılarına, camlarına. Berberlerde, kuaförlerde de bir hareketlilik başlamış durumda. Geçtiğimiz bayram olduğu gibi, mahallemizin kuaförü, ‘saç tıraşını son güne bırakma abi‘ diye yine uyardı beni. İftardan sonra da karşı komşumuzun kızı Neslihan, (5 yaşında Neslihan. Maşallah, şirin mi şirin, güzel mi güzel tam bir cimcime) elinde bir tabak irmik helvası ile gelmez mi? Âdeta paylaşmanın dersini verdi bana Neslihan.
-‘Sen mi yaptın Neslihan‘ dedim?
-Gülerek, ‘evet‘ dedi (çok maharetli bir kız, canım) ve ” ‘Bayram’da elini öpmeye geleceğim” diye söz verdi.
BAYRAMIN HABERCİSİ: AREFE!
Bu arada Arefe gününe de az kaldı. Arefe, bayram hazırlıklarının yapıldığı son gün ve dinî bir gün olmakla birlikte, toplumda oluşan bazı geleneklerin öteden beri devam ettirildiği bir gündür. Malûmunuz üzere, bayram hazırlıkları (yemek, tatlı v.s.) yapılır. Temizlik yapılır evlerde. ‘Bayram temizliği‘ diye adlandırılır. Mezarlık ziyaretleri de olur tabii. Yani demek istediğim, Arefe günü dinî olarak bayramdan önceki gündür ama bazı uygulamalar kültürel geleneklerdir. Meselâ, ‘arefe payı‘ diye bir geleneğimiz var. Dinî bir zorunluluk değildir fakat Osmanlı’dan günümüze gelen bir gelenektir.
Yine bildiğimiz gibi, özellikle Trakya’mızda, Arefe günleri lokma ve akıtma (kokusu bütün mahalleyi sarardı) yapmak, komşulara dağıtmak sık görülen bir geleneğimizdir. Sadece Trakya’ya özgü bir gelenek değildir. Türkiye’nin bazı başka bölgelerinde de benzer âdetler vardır şüphesiz ama Trakya’da daha belirgin ve yaygındır. Genellikle bu ‘pay‘ların dağıtım işini çocuklar yapar, karşılığında da onlara şeker, çikolata v.s. verilirdi. Baktığın zaman buradaki maksadın ‘paylaşma‘, ‘bereket‘ ve ‘komşuluk bağlarını güçlendirmek‘ olduğu aşikârdır. Ne güzel bir gelenek fakat birçok şeyde olduğu gibi, bu geleneğimizi de maalesef yavaş yavaş kaybediyoruz. Bazı yerlerde hâlâ devam ettirilmeye çalışılsa da, lokma ve akıtma yerine daha çok hazır gıdalar (market ürünleri) pay olarak veriliyor.
VİCDAN MUHASEBESİ YAPALIM
Öte yandan, bu Ramazan ayında geçim sıkıntısına düşmüş, tencereyi kaynatmakta zorlanan komşularımıza sofralarımızda yer açabildik mi veya destek olabildik mi? Haksızlıktan, gıybetten, kibirden v.s., uzak durabildik mi, yoksa orucu sadece yememe, içmeme olarak mı gördük? Bir yudum suyun, bir parça ekmeğin ne kadar önemli olduğunu hissedebildik mi? Her şeyin çok pahalı olduğu bu dönemde, elimizdekinin kıymetini bilip israftan kaçınabildik mi? Yani, ihtiyaç sahiplerine elimizden geldiğince ‘ben buradayım’ diyebildik mi? Bir ay boyunca o mânevî heybeye ne koyabildik? Bu şekilde bir vicdan muhasebesi yapalım. Vicdanımız huzurluysa gerçek bayrama erişmişiz demektir. Bayram sabahında, yüreğimiz bayram neşesi, sevinci ile mi dolacak, yoksa sevincimiz sadece tatil yapacağımız için mi? Büyüklerimizin elini öperek veya telefonla, sosyal medya ile bir şekilde ulaşarak, bayramlarını kutladığımızda onun duasını aldığımız zaman ve başını okşadığımız çocuğun gülüşünde, sevincinde kendimizi görebiliyorsak, ne mutlu bize. Biz gerçekten bayrama ulaşmışız demektir.
Bu vesile ile şimdiden, bütün İslâm âleminin Kadir Gecesi‘ni ve Ramazan Bayramı‘nı, en içten duygularımla kutluyorum, vesselâm.













































