SOKAK MÜZİĞİ DESTEKLENMELİ

Onlara, kimi zaman bir meydanda, bir köşe başında, kimi zaman metro girişlerinde, otobüs duraklarında bazen de Alış-Veriş Merkezleri (AVM) önlerinde v.s. rastlarız.
Evet, sokak müzisyenlerinden bahsedelim biraz isterseniz; Ne zaman bir sokak müzisyenine rastlasam; dururum, dinlerim mutlaka biraz. Yani kulak kabartırım sesine, enstrümanından çıkan ‘tını’ya. Bazen alır beni köyüme götürür, bazen de çok daha uzaklara… Bazen hüzünlendirir, bazen de neşe katar yüreğime… İnanıyorum ki, birçok kişi için de aynı duygular geçerlidir tabii.
Çok önemli görev üstlendikleri kanaatindeyim ben. Onlar bizlere, bir şehrin, sadece yollardan, kaldırımlardan ve duvarlardan ibaret olmadığını, yaşayan bir organizma gibi görülmesini sağlarlar. Onların sokaklarda, meydanlarda icrâ ettikleri müzik, âdeta şehirlerin ‘ruhu’ ve ‘akustiği’ gibidir.
KÜLTÜREL KİMLİĞE BÜYÜK KATKI!
Her bölgenin, şehrin kendine has bir tınısı vardır. Sokak müzisyenleri de, o bölgenin yerel melodilerini yerli ve yabancı turistlere aktarmak gibi büyük bir katkı da sağlayıp, şehrin kültürel kimliğini güçlendirmiş oluyorlar.
Hele hele böyle ekonomik zorluklar ile mücadele ettiğimiz zaman dilimlerinde, birçok kişi arzulasa da bilet alamıyor, konser salonlarına gidemiyor. Çünkü geçim sıkıntısı birçok kesimi etkilemiş vaziyette. İşte bunun için de, çok önemli iş yapıyor sokak sanatçıları diyebiliriz rahatlıkla. Farklı sınıflardan insanları da, aynı melodide buluşturarak sosyal bağları güçlendirmiş oluyorlar.
İnsanlar stresli, düşünceli. Büyük şehirlerde bu olumsuz durum, kendini daha da fazla gösteriyor. Şehrin gürültüsü, trafiği v.s. cabası. Düşünün ki, bütün olumsuzluklar arasında aniden duyulan bir enstrüman sesi veya neşeli bir şarkı-türkü, kısa bir zaman da olsa insanların modunu, moralini yukarı çekmez mi? Tabii ki çeker. Yani bir ‘kent terapisi‘ görevini de yapıyorlar diyebiliriz, sokak sanatçılarına.
Aynı zamanda, yukarıda da belirttiğim gibi şehirlerimize bir canlılık, bir hareket katmış oluyorlar. Keşan’ımız için düşünelim meselâ; Cumhuriyet Meydanı, Tekel Meydanı, Müze Keşan’ın bahçesi v.s. gibi yerlerde, sanatını en iyi şekilde icrâ eden müzisyenlerin olması, iyi olmaz mı? Çevredeki dükkânların ve kafelerin de hareketlenmesi gibi bir canlılık sağlamaz mı?..
KAZANÇLARI, HALKIN CÖMERTLİĞİNE BAĞLIDIR
Her işte olduğu gibi, sokak müzisyenliğinin de hatta genel olarak düşündüğümüzde sokak sanatçılığının da zorlukları var illâ ki. Çünkü onların ofisleri dışarısıdır. Yağmur, kar, aşırı sıcak işlerini yapmaya engel teşkil eder. Düzenli gelirleri yoktur tabii. Kazançları tamamen oradan geçen kalabalığa ve onların cömertliğine bağlıdır.
Baktığımız zaman, Türkiye’de de sokak müzisyenlerine bazı belediyeler destek veriyor aslında. Bu memnuniyet verici. Sayılarının da artması temennimiz olur. Özellikle büyükşehir belediyelerinde ‘Sokak Müzisyenliği Kartı‘ mevcut. Belirli noktalarda çalmak için sınavla izin almak gerekiyor. İzin olsa bile, ses seviyesinin de belirli bir desibeli aşmaması gerekiyor. Çevre sakinleri şikayette bulunursa bazı yaptırımlar uygulanabilir. Bunlar olmalı. Yani “enstrümanı aldım elime, istediğim yerde, sesi de istediğim gibi açıp çalarım, söylerim‘ olmamalı.
‘KENT SANATÇISI’ OLARAK GÖRÜLMELİ!
Bununla beraber, sokak müzisyenlerinin ‘dilenci algısı‘ndan tamamen uzaklaştırılması gerekir. Onlar ‘kent sanatçısı‘ olarak görülmeli. Burada yine sanatçının kendisiyle birlikte belediyelere de büyük iş düştüğünü düşünüyorum. Maaşlı çalışan olarak gösterilebilinir belki. Bu olmuyorsa da, ‘Sokak Müzisyenleri Birimi‘ her belediyede olmalı. Sanatçının boynunda belediye onaylı bir ‘Kent Sanatçısı‘ kartı bulunmalı. Kılık-kıyafet düzenlemesi de yapılabilir. Sanatçı da, bulunduğu noktayı bir sahneye dönüştürmelidir. Yere bırakılmış bir enstrüman kutusu, maalesef bir dilencilik çağrışımı yapabiliyor. Onun yerine estetik kumbaralar kullanılabilir. Bu kumbaraların üzerinde ‘Sanata destek olun‘ gibi bir yazı da olabilir. Müzisyen, kendisini ‘para isteyen’ biri olarak değil de, ‘Şehre değer katan biri‘ olarak konumlandırmalıdır.
Netice itibarıyla, sokak müziği ve sanatçıları desteklenmeli. Nasıl ki, şehirlerde ardı ardına açılan kent lokantaları, kreşler, büyük bir ihtiyaca cevap veriyorsa, ‘ruhun gıdası‘ dediğimiz müziği, sanatı icrâ edenlere de belediyeler ve halkımız tarafından gerekli değer verilmelidir, vesselâm.











































