BARIŞ MI, GAYRİMENKUL PROJESİ Mİ?

Aylarca ağır bombardıman altında kalan, taş üstüne taş bırakılmazcasına yerle bir edilmiş, çoluk-çocuk demeden, 70 binden fazla insanın, katil İsrail tarafından katledildiği bir coğrafyadan, Gazze’den, Filistin’den bahsetmek istiyorum bugün sizlere.
Mesleğimin büyük bir bölümünü geçirdiğim muhafazakâr gazetelerin en çok üzerinde durduğu üç mesele vardı. Bunlardan bir tanesi başörtüsü yasağı meselesi, bir diğeri Ayasofya’nın ibadete açılması, üçüncüsü de Filistin meselesi yani ‘Özgür Filistin‘.
Bahsini ettiğim bu üç mesele de, özellikle muhafazakâr yazılı ve görsel medyada olabildiğince yazılır, çizilir ve konuşulurdu. Ülkemizde o zaman kocaman meydanlarda, bu üç mevzuda da ayrı ayrı “kınama ve tel’in mitingleri” düzenlenirdi. İsrail’in Filistinlilere uyguladığı şiddet, sadece Türkiye’de değil, başka daha birçok ülkelerde de tepki ve kınama ile karşılanıyordu ve karşılanıyor. Hele hele İsrail’in şiddeti arttırarak, katliam boyutuna taşıması, ülkemizde gerçekleştirilen büyük tel’in mitinglerine sahne oldu ve zaman zaman oluyor da…
Sonuç olarak, memleketimizin iç meselesi olan ‘başörtüsü yasağı’ kaldırıldı. Ayasofya da ibadete açıldı, elhamdülillâh. Yalnız Filistin meselesinde Türkiye’de ve birçok dünya ülkesinde, o kadar kınamaya rağmen İsrail, geri adım atmamakta hep direndi. Aksine topraklarına toprak kattı. Filistin topraklarının zaman içerisinde nasıl ‘İsrail toprağı’na dönüştüğü, haritalarla ortaya konuyor zaten. Şiddete, kana doymayan İsrail, gelinen en son noktada, yukarıda da bahsettiğim gibi dünyanın gözü önünde, Gazze’yi yerle bir etti ve binlerce insanı katletti.
DÖRT AŞAMALI PLAN!
Bilindiği üzere, Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentinde, 13 Ekim 2025 tarihinde taraflar arasında ateşkes anlaşması imzalandı. Kamuoyunda bu anlaşma, ‘Gazze Deklerasyonu‘ olarak adlandırıldı. Dört aşamadan oluşuyor bu plan. İkinci aşamaya geçildi. Geçildi ama daha birinci aşamadaki şartlar yerine getirilmeden geçilmiş oldu. Meselâ, çatışmaların tamamen bitmesi bekleniyordu. Bitti mi? Bitmedi. Deklerasyondan sonra İsrail, binden fazla ateşkesi ihlal etti ve yüzlerce Filistinli’yi öldürdü. Yardımların kesintisiz olarak akışı öngörülüyordu ama bugün hâlâ yardımlar kısıtlanıyor, açlık tehlikesi devam ediyor. Mübarek Ramazan ayındayız. Gazze’de iftar sofraları kurulamıyor. Enkazların arasında bir kap sıcak yemeğe ulaşma mücadelesi veriliyor. Artık dünyanın kınama cümleleri ile kalmayıp, yardım TIR’larının Gazze’ye ulaşmasını sağlayacak gerçek bir baskı yapmasına ihtiyaç olduğu aşikârdır. Yani demek istediğim; birinci aşama ‘başarılı’ olduğu için değil, zaman dolduğu ve Trump yönetimi süreci hızlandırmak için ikinci aşamaya geçildi. Bu hiç de iyi bir durum değil. Düşünün ki, bir bina inşa ediliyor ama temel sağlam değil. O bina nasıl ayakta kalacak? En ufak bir sarsıntıda çökmez mi? Tabii ki çöker.

İKİNCİ AŞAMA NELERİ KAPSIYOR?
İkinci aşamaya geçilmesi ile birlikte, bu ayın içinde Washington’da, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump‘ın liderliğinde, ‘Gazze Barış Kurulu‘ toplantısı yapıldı. Enteresan olan, Gazze’yi yerle bir eden İsrail toplantıya katılırken, Filistin’den hiçbir temsilci katılamadı. Bunun yanında toplantıya çağrılan daha birçok ülke katılmadı. Devasa yardımlar toplandı. Ana hedef, Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarı için uluslararası bir fon oluşturmaktı. Yeniden inşâ ve ‘Yeni Gazze‘ projesi için bu fon kullanılacak. Yani Trump’ın daha önceleri tanıtımları da yapılan ‘Gazze’yi bir tatil ve turizm merkezi, eğlence merkezi’ yapma hayali için bu fondan harcama yapılacak. Yardımların bir kısmı da Uluslararası İstikrar Gücü için harcanacak. Gazzenin sivil idaresini yürütecek olan teknokratik yapıdaki Gazze Ulusal Yönetim Komitesi’nin finansmanı da bu fondan sağlanmış olacak.
‘GAYRİMENKUL PROJESİ’!
Başkan Trump, bu yardımlarla Gazze halkına ‘ekonomik bir refah vaat ederek‘ kalıcı barışı sağlamayı amaçladığını belirtse de, bazı kesimler tarafından ‘insanî bir projeden çok, gayrimenkul projesi’ olarak görüldüğü için eleştiriliyor. Eleştirenler de haksız sayılmazlar tabii. Bu ikinci aşamanın en önemli maddelerinden birisi de Hamas’ın silahları bırakması. Pekiyi, Hamas silah bırakır mı? Başkan Trump, bu konuda çok iyimser ama Hamas kanadı ise kamuoyuna ‘silah bırakmanın kırmızı çizgi olduğunu‘ söylüyor. “İsrail’in bölgeden tamamen çekilmesi ve Filistin devletine giden somut bir yol haritası sunulması” şartıyla ağır silahlarını belki teslim edebilir. İsrail ise iki aylık bir süre tanıyor. Aksi takdirde operasyonlara yeniden başlarım tehdidinde bulunuyor. İkinci aşama, böyle ince bir çizgide yürüyor gibi şimdilik.
TÜRKİYE’NİN ISRARI: ‘İKİ DEVLETLİ’ ÇÖZÜM!
Türkiye’nin bu süreçteki rolüne gelince; Bir yandan anlaşmaların bir parçası olurken öbür taraftan barışın kalıcı olması için sürecin uygulanmasını yakından takip ediyor. Türkiye’nin bu kurulda olması çok kıymetli bence. Eğer Türkiye bu kurulda olmasaydı, yardımların dağıtımı tamamen ABD ve İsrail’in inisiyatifine kalacaktı. ‘İki Devletli Çözüm’ün gözardı edilmemesini istiyor Türkiye. Tamam da, Başkan Trump’ın ‘İki Devletli Çözüm’e bakışının çok farklı olduğunu görüyoruz. Trump, ‘şartsız bir Filistin devletinden’ bahsetmiyor ki. Egemen bir Filistin devleti kararını ‘belirsiz ve uzak bir geleceğe‘ erteliyor. Trump’ın planında, Gazze ve Batı Şeria’yı birbirinden farklı komitelerle yönetme fikri var. Batı Şeria’da, İsrail işgalini meşrûlaştıran (konsolosluk hizmeti gibi) adımlar atılıyor. Bu durum da birçok analist tarafından ‘İki devletli çözümün fiilen sonu‘ olarak dile getiriliyor.
” ‘BÜYÜK İSRAİL’ PROJESİNE ZEMİN Mİ HAZIRLANIYOR”?
Kısacası, ‘Refah İçin Barış’ vizyonunda Trump, ‘İki Devletli Çözüm’ terimini kullanıyor olsa da, bu devletin ordusu olmayacak, sınırlarını İsrail kontrol edecek ve hava sahası üzerinde yetkisi olmayacak. Buna nasıl ‘İki Devletli Çözüm’ diyeceğiz. Buna olsa olsa, ‘Şartlı Özerk Yapı‘ denir.
Son olarak şunu da belirtmiş olayım; ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee‘nin verdiği bir röportajda, İsrail’in Nil’den Fırat’a kadar uzanan topraklar üzerinde (Vâdedilmiş topraklar) imâ ederek, ‘Hepsini alsalar sorun olmazdı‘ (sonra, bu sözünü ‘mübalağa yaptım’ diyerek yumuşatmaya çalışsa da) ifadesini kullanması, ABD’nin bölgedeki niyetinin ‘iki devletli çözüm’ olmaktan öteye, ‘Büyük İsrail‘ projesine zemin hazırlamak olduğu şüphesini doruğa çıkardı, vesselâm.













































































































