Reklam
Reklam

AFGANİSTAN, HÜRRİYET ARAYIŞI VE TALİBAN!..

AFGANİSTAN, HÜRRİYET ARAYIŞI VE TALİBAN!..
  • 14.02.2026
Reklam

Geçtiğimiz günlerde, Afganistan’da hükûmetin (Taliban) ‘kadın hakları ve eğitim‘ konusunda aldığı son kararlar ile ilgili haberler vardı, yazılı ve görsel medyamızda. 2026 yılının başı itibarıyla alınan kararlara göre, eğitimde yeni kısıtlamalar getirildi. 2021 yılından bu yana devam eden kız çocuklarının ortaokul, lise ve üniversite eğitimi alması yönündeki yasak, 2026’da da devam ediyor.

Afganistan şu anda dünyada kadınlara ortaöğretim ve yükseköğretimin yasak olduğu tek ülke konumunda. Tıp eğitimi yasağı meselâ. En son alınan en ağır kararlardan biri oldu. Kitap yasakları getirildi. Üniversitelerde kadın yazarlar tarafından yazılmış kitapların okutulması ve kütüphanelerde bulundurulması yasaklandı. Ses ve yüz yasakları bir diğeri. 2024 yılı sonunda yürürlüğe girdi bu yasak. 2026’da da titizlikle uygulanıyor. Kadınların kamusal alanda yüksek sesle konuşması dahi yasaklandı. Kadın sesinin yabancı bir erkek tarafından duyulması ‘günah‘ kapsamına alındı. Yine Ocak 2026’da getirilen yeni düzenlemelerden bir tanesi de toplum; din âlimleri, seçkinler, orta sınıf ve alt sınıf olarak dörde ayrıldı. Ahlâkî suçlar olarak görülen (başörtüsü kuralına uymama v.b.) durumlar için halka açık kırbaçlama gibi cezalar yasallaştırıldı. Bir başkası ise; kadınların STK’larda, yani yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarında çalışması yasaklanmış durumda. Sadece sağlık sektöründe kısıtlı bir grup kadın personelin (şimdilik) çalışmasına izin veriliyor. Ne kadar sert kararlar bunlar değil mi? İnsanın inanası gelmiyor hakikaten…

‘HÜRRİYET’ MÜCADELESİ!..

Afganistan demişken, bu ülkenin yakın tarihinden biraz bahsedelim ve hatırlayalım isterseniz: 55-60 yaşını geçmiş olanlar hatırlayabilecektir, 1979 yılındaki Sovyetler Birliği’nin (Rusya) Afganistan’ı işgalini. Soğuk savaş döneminin en kritik olaylarından biridir ve yaklaşık 9 yıl sürmüştür. Bu savaşta yerel direniş grupları (Mücahitler), gerilla taktikleriyle Sovyet ordusuna büyük kayıplar verdirdiler. Onların ortaya koyduğu bu direniş bir ‘hürriyet‘ mücadelesiydi. Tabii Mücahitler, bu mücadelede bir çok ülkenin desteğini de yanlarında görmüşlerdi. Meselâ ABD tarafından Mücahitlere sağlanan omuzdan atılan uçaksavar füzeleri (Stinger füzeleri) Sovyetlerin hava üstünlüğünü (Özellikle helikopterlerini) kırmasını sağladı. Mücahitlerin gösterdikleri kararlı mücadele, ülkelerini savunma adına takdire şâyândı hiç şüphesiz. Savaşın maliyeti, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri (SSCB) ekonomisine büyük zarar verdi. Halkın savaşa tepkisi çok fazlaydı ve aynı zamanda Mihail Gorbaçov’un başlattığı Glasnost (Açıklık) ve Perestroyka (Yeniden yapılanma) politikaları, Afganistan’dan çekilme kararını getirdi. Afganistan’ı işgal, SSCB’nin dünyadan izole edilmesine ve Batılı ülkelerin 1980 Moskova Olimpiyatları’nı boykot etmesine yol açmıştı. Yani ‘Sovyet-Afgan savaşı, SSCB’nin sonunu getirdi‘ de diyebiliriz rahatlıkla.

‘KİM YÖNETECEK?’ KAVGASI VE TALİBAN

Ne ilginçtir ki, bütün bu mücadele sonucunda, Sovyetlerin 1989’da çekilmesi, Afganistan’a huzur getirmedi. Aksine ülkeyi karmaşık bir iç savaşa sürüklemiş oldu. Sovyetler Birliği Afganistan’dan çekilirken destekledikleri Muhammed Necibullah hükümetini bıraktı geriye. 1992’de Sovyetler Birliği’nin tamamen dağılması neticesinde Afgan hükümetine olan yardımlar da kesildi tabii ve Mücahit gruplar Kâbil’i ele geçirdi. Tamam, ele geçirdiler ama bu defa ‘ülkeyi kim yönetecek?‘ kavgasına tutuştular. Yolsuzluk, rüşvet ve güvenlik sorunları had safhaya çıktı. Halk canından bezdi. İşte bu kaos ortamında çoğunluğu Pakistan’daki medreselerde eğitim gören ve eski Mücahitlerden olan Taliban (Talebeler) ortaya çıktı. Kandahar’da Molla Ömer liderliğinde yeni bir yapıydı bu. Huzur, güvenlik ve şeriat vaadettiler. Halk, kaos ortamından o kadar bıkmıştı ki, Taliban’ı başlangıçta bir kurtarıcı gibi karşıladı. Taliban, 1994’te Kandahar’ı, 1996’da ise Kâbil’i ele geçirerek, ‘Afganistan İslâm Emirliği‘ni ilân etti.

ABD İŞGALİ!..

Ülkenin yaklaşık % 90’ınını kontrol altına alan Taliban’ın, kadınların eğitimini ve çalışmasını yasaklaması, televizyon, müzik ve sinema gibi sosyal faaliyetlerin kısıtlanması v.s. dünyada büyük tepki çekti. El-Kaide faktörünü de unutmadık tabii. Taliban, Usame bin Ladin ve örgütüne kucak açtı. Bu durumdur ki, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD’nin Afganistan’ı işgaline zemin hazırladı.

İlginç bir şekilde 1979’da giren Ruslar da, 2001’de giren ABD de benzer sebeplerle ve benzer hüsranlarla ayrıldılar Afganistan’dan. Ruslar 9 yılda pes etti. ABD ise 20 yıl kaldı ve trilyonlarca dolar harcadı ama sonuç değişmedi. Sonuçta başkenti, Taliban’a teslim ederek ayrıldılar Afganistan’dan. Binlerce Afgan, ülkeden kaçabilmek umuduyla Kâbil Uluslararası Havalimanı’na akın etti. Sadece tahliye için kullanılan askerî uçaklar vardı. Havaalanından ayrılan son uçakların gövdesine, kuyruk kısmına veya teker kısmına tutunup da gitmek isteyen Afganistanlıların görüntüleri de gözümüzün önünden gitmiyor, değil mi? O uçaklara tutunma mücadelesi de aslında ‘Hürriyetsiz yaşayamam‘ duygusunun bir başka tezahürüydü. Diğer bir ifadeyle, bu olay aslında, ‘hürriyet mi, ekmek mi?‘ ve “Afganistan’ın makus talihi” konularının en acı birleşimi olmuştur.

Baktığın zaman, Afganistan’ı kendi haline bırakmak, aslında oradaki milyonlarca insanı (özellikle eğitim ve çalışma hakkı ellerinden alınan kadınları ve çocukları) kaderine terk etmek anlamına geldiği gibi, dışarıdan müdahale yani yeni bir ‘düzen‘ veya ‘demokrasi‘ ihraç etmenin de çalışmadığı görüldü. Tarih bize bunu gösterdi.

PEKİYİ, ÇÖZÜM NEDİR?

Konunun uzmanı birçok kişiye göre çözüm; Ne tanklarla ülkeye girmek ne de kapıları tamamen kapatmak. Komşu ülkeler vasıtasıyla istikrara zorlanması gerekiyor. ‘Kız çocuklarını okula gönderirsen yardımları açarız’ gibi yaptırımlar uygulanabilir. Değişimin dışarıdan dayatmayla değil, toplumun iç dinamikleriyle gerçekleşmesini beklemek gerekebilir. Çünkü birçok düşünürün belirttiği gibi, dışarıdan dayatılan her türlü düzenin, o toplumun bünyesine uyum sağlaması gerekir. Aksi takdirde ‘vücudun reddettiği bir organ‘ gibi iltihap yapar.

Ümit ve temenni ederim ki, halk bu baskı rejiminden kendi iradesiyle kurtulmanın bir yolunu bulur. Çünkü bildiğimiz gibi, bir ülkede yaşanan iç çatışmalar ve ekonomik çöküş, göç dalgasını oluşturur. Geniş bir coğrafyayı sosyolojik ve siyasî olarak etkiler.  Dolayısıyla etkilenen ülkeler, ‘güvenliğim Afganistan’ın istikrarından geçer‘ diyerek müdahil olmak zorunda hissedebilir kendini. Buna en güzel örnek de, Suriye’deki istikrarsızlık nedeniyle, Türkiye’nin haklı olarak ortaya koyduğu tavır gösterilebilir. Onun için ‘Afgan halkı kendi iradesiyle bu baskıcı rejimden kurtulmanın bir yolunu bulsun’ dedim. Belki de bu baskı ortamında, dijital imkanlar sayesinde yetişen ‘gizli nesil‘ ileride Afganistan’ın makus talihini değiştirecek asıl güç olacaktır. Kim bilir?

GÜNEŞ, BALÇIKLA SIVANMAZ!

Bu arada, Afganistan’da hayata geçirilen bu baskıcı uygulamaların sebebi, bazıları tarafından maalesef İslâm’a mâl edilmeye çalışılmaktadır. Bunun çok yanlış olduğu kanaatindeyim. Burada sorun Afganistan’ın İslâm Cumhuriyeti olmasından mı kaynaklanıyor? Tabii ki hayır. Burada sorun, aslında kadını insan olarak görmemekten kaynaklanıyor. Dünyada başka İslâm ülkeleri de var. Oralarda kadınlar eğitimde, istihdamda, sosyal hayatta üretimde v.s. pek tabii ki yer alıyor. Bu uğraşlar içine girenlere yani Afganistan’da yaşanan bütün bu olumsuzlukların sebebini İslâm’mış gibi göstermeye çalışanlara da, ‘Hiç boşuna uğraşmayın; Güneş, balçıkla sıvanmaz‘ derim, vesselâm.

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ