Reklam
Reklam

KÖYE DÖNÜŞ İÇİN “ODAK KÖY” MODELİ!..

KÖYE DÖNÜŞ İÇİN “ODAK KÖY” MODELİ!..
  • 14.05.2026
Reklam

Bugün ‘14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü‘. Bu ‘Gün’ nedeniyle, ülkemizde de hem devlet nezdinde hem de yerel düzeyde, yoğun bir şekilde etkinlikler düzenleniyor. Bir hafta boyunca sürüyor bu programlar.

Birçok ilde, Ziraat Odaları’nın öncülüğünde kortej yürüyüşleri gerçekleştiriliyor. Bazı yerlerde, konserlerin ve yerel sanatçıların sahne aldığı ‘Çiftçi Şenlikleri‘ de yapılıyor. Özellikle yerel yönetimler ve ziraat odaları tarafından bu hafta boyunca, halka ve üreticilere binlerce ücretsiz sebze-meyve fidesi, fidanı dağıtılıyor. Yine ziraat fakültelerinde iklim değişikliğiyle mücadele, çeşitli üretim bilgileri v.s., üzerine bazı sempozyumlar da düzenleniyor. Bazı haber kanallarında da başarılı çiftçi hikâyeleri ekranlara taşınıyor…

CUMHURBAŞKANIMIZ MÜJDELER VERDİ!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, Kazakistan seyahati sebebiyle, Beştepe’deki programını iki gün erkene aldı. Yani, 12 Mayıs’ta Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde “Dünya Çiftçiler Günü Programı” düzenlendi. Tabii ki, çok geniş katılımlı bir programdı. Bu programda, çiftçilere yönelik yeni finansman ve destek paketleri açıkladı Cumhurbaşkanımız. Müjdeler de verdi. Büyükbaş hayvancılık destek ödemelerinin önümüzdeki ay yapılacağını ve hibe desteği oranlarının artırıldığını duyurdu. Gençlere ve kadınlara da çağrıda bulunarak, kırsal kalkınma yatırımları kapsamında, gençlerin ve kadınların tarımda daha aktif rol alması gerektiğinden bahsetti.

Daha birçok şeyler söyledi ve hepsi kıymetli tabii ama gençlere ve kadınlara olan çağrısının çok önemli olduğuna inanıyorum şahsen. Çünkü çiftçi nüfusu yaşlanıyor artık. Ortalama yaş Türkiye’de 58. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) ve Tarım Orman Bakanlığı verilerine göre, çiftçilerin yüzde 35’inin, 65 yaş ve üzerinde olduğunu görüyoruz. Bir yüzde 35 de, 50-64 yaş arası çiftçiler için söyleyebiliriz. 18-32 yaş arası yani genç çiftçilerin oranı ise maalesef sadece yüzde 5. Bu veriler ışığında, üretim yapan nüfusun dağılımına baktığımızda, alârm düzeyinde olduğu çok belli zaten.

YAPISAL REFORMLAR ŞART!

Hiç şüphe yok ki, tarımdaki bu yaşlı nüfus ortalamasını aşağılara çekmek için gençleri köylerde tutabilmemiz ve köylerini terk edenlerin veya terk etmek zorunda kalanların da, tekrar geri dönmesi lâzım. Onun için de mutlaka bir şeyler yapılmalı. Çünkü köylerdeki genç nüfusun azalması, gıda arz güvenliği için önümüzdeki yılların en büyük risklerinden biri olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı da buna işaret ediyor zaten ama ‘yapısal reform‘lar şart. Örneğin, gıda fiyatlarını düşürmekte ‘pansuman tedbirler’in çok etkili olamadığı görülüyor, (Hele hele böyle enflasyonist ortamlarda oldukça zor.) Bu bize, yapısal reformlardan kaçınılamayacağını göstermektedir. Aynı şeyin ‘köye dönüş‘ için de geçerli olduğuna inanıyorum.

Türkiye’de gençlerin tarımdan uzaklaşmasının nedeni sadece ekonomik de değil aslında. Sosyal ve yapısal birçok faktörün birleşmesine dayanıyor. Daha önceki bir yazımda da bahsetmiştim; bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi, hiç kuşkusuz köylerde ilkokulların kapatılması ve taşımalı eğitime geçilmesidir. Hakezâ, sağlık ocaklarının kapatılmasını da söyleyebiliriz. Gençlerde, haklı olarak, ‘şehire gider gerekirse asgarî ücrete çalışırım ama yeter ki, çocuğum okula yakın olsun. Daha iyi imkânlarda yetişsin’ düşüncesi hakim. Genç çiftçiler evlenmekte de zorlanıyor. ‘Çiftçi ile kimse evlenmek istemiyor’ düşüncesiyle de şehire taşınma eğilimi, oldukça fazla. Bunlar gibi daha birçok sebep sıralayabiliriz illâ ki.

DÖNÜŞ İÇİN NELER YAPILABİLİR?

Köyleri, sadece üretim yapılan bir yer olarak görmemek gerekir. Aynı zamanda yaşanmak istenen bir yer haline getirmek zorundayız. Köylerde sosyal yaşam kalitesinin olabildiğince arttırılması gerektiğine inanıyorum. Çünkü köydeki gencin de şehirdeki yaşıtlarıyla benzer imkânlara sahip olma arzusu, haklı bir gerekçe.

Taşımalı eğitimden bir an önce vazgeçilmeli. ‘Yerinde eğitim‘ ve ‘kaliteli eğitim‘ olursa, genç bir anne-baba, ‘şehre taşınmalıyız’ demeyip köyünde kalır.

Yani her köyde mutlaka ilkokul olmalı. Köylerdeki o eski canlılık sağlanmalı. Hastalandığında veya âcil bir durumda, sağlık ocağının kapısının açık olduğunu da bilmeli çiftçi. Kooperatifçilik tekrar canlandırılmalı. Önceden Trakya Birlik gibi kurumlar bir dengeleyici gibi çalışırdı meselâ. Bu mekanizma zayıflayınca, çiftçi kendini piyasanın insafına terkedilmiş gibi hissetmeye başladı.

‘KIRSAL KALKINMA’ MODELİ

Her köyde olmayabilir tabii ki ama birbirine çok yakın 2-3 köyün birinde modern yaşam imkânları olmalı. Yani ‘odak köyler‘ (daha önce gündeme gelen ama siyasî çekişmeler nedeniyle yarım kalan Köy-Kent’ler gibi…) oluşturulabilir. Bu odak köylerde eczane, (Türkiye’de eczane açmak için de bazı şartlar var ama gerekirse bu şartlar esnetilir veya açacak kişilere destek de sağlanabilir) büyük sağlık merkezleri, bankamatik v.s., niye olmasın? Böyle odak köyler oluşturulduğu zaman (özellikle şehire uzak köyler için söylüyorum) vatandaş fazla mesafe gitmemiş olacak, 2-3 kilometre yakınındaki o odak köyde işini görebilecektir. Örneğin o köyde kurulacak bir tamir atölyesinde ufak-tefek problemlerini halledebilecektir. Yani sanayiye gitme zahmetine katlanmayacaktır. Örnekleri çoğaltabiliriz şüphesiz. ‘Kırsal Kalkınma Modeli‘ de diyebiliriz buna.

Köylerde bu konforu sağladığımız takdirde, şehirde asgarî ücretle çalışan genç kardeşlerimiz, stresli yaşamı terkedip köyüne geri dönecek, tarlasını işleyecektir. Bu model etrafında birleşebilinirse, ülkemizin tüm kırsal sosyolojisi değişebilir olduğu kanaatindeyim.

Bu vesile ile bütün çiftçilerimizin, “14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü”nü en içten dileklerimle kutluyorum. Ürününüzün ve kazancınızın bol olması temennîmizdir, vesselâm.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ