23 NİSAN VE ULUSAL EGEMENLİK

Kötü günler yaşarken küçük bir gülümseme yaşattı çocuklarımız. Ne kadar da coşkulu ne kadar da doluydular. Bilgi birikimleri ve konuşmalarıyla kendilerini yönetenlere ders verir gibiydiler.
Peki ulusal egemenlikten ders alanlar var mı sizce? Ulus egemenliğini nasıl kullanır? Elbette meclis yoluyla. Peki meclis ne durumda? Önemli bir kısmı şahsi ikbal peşinde. Neden mi? Bakalım.
Meclisin görevi halk adına seçilmiş vekiller yoluyla kanun yapmak, yeni yasaları çıkarmak, yürütme görevini yapmak, denetlemek , halkın sorunlarını mecliste dile getirmek çözüm arayışlarına girmek.
Bu ülke savaşlara giren yurtseverleriyle padişahlığı devirdi. Tek adama dayalı , babadan oğula yönetimi bitirdi. Halkın kendi kendini idare sistemini getirdi. Ulus artık kendi egemenliğini kurmuştu, geri dönüş yoktu artık.
Peki 2000’li yıllar bize neyi getirdi? Artan emperyalist baskı savaşlarla elde edemediği stratejik hedeflerini yönetimler yoluyla elde etme dönemi başladı. Irak savaşında ülkemize yerleşemeyen emperyaller o dönemdeki hem siyasi kadroları hem askeri kadroları tasfiye ettiler/ ettirdiler. Süreçte ülkeyi yöneten AKP kurucu kadrosundan sadece 2 kişi kalmış geri kalanlar ya ayrılmışlar ya da uzaklaştırılmışlardır.
Peki ulusun egemenliğini kurduğu meclis ne oldu? O da devre dışına itildi. Ülke monarşilerdeki gibi tek kişi egemenliğine sokuldu ve kararnameler dönemi başladı. Meclis alınan kararları resmileştiren, tek adamın emirleri dışında hiç bir şekilde çalıştırılmayan bir yapı oldu.
Halkın ya da ulusun dertleri mi? Onları dile getirmediler hiç. ‘Muhalefet hırsızlık’ dedi, onlar ‘HAYIR ARAŞTIRILMASIN’ dedi. ‘Uyuşturucu yaygınlaştı’ dediler, ‘Mafya çoğaldı’ dediler, ‘Çocuklara tecavüz’ dediler, ‘Okullar pis ve güvensiz’ dediler, ‘Kadınlar öldürülüyor’ dediler, ‘Çocuk işçilik resmileşiyor’ dediler, ‘Tarikatlar camilere değil, okullara girmeye başladı’ dediler, ‘Madenlerde işçiler ölüyor, maaşları ödenmiyor’ dediler, ‘Yasalar işlemiyor, anayasa takılmıyor, MECLİS ARAŞTIRSIN’ dediler. Hep birlikte ‘HAYIR ARAŞTIRILMASIN’ dediler.
Meclis devre dışı bırakılmış ,ulus egemenliği meclisten alınıp tek kişi egemenliği kurulmuş oldu.
Hep düşündüm peki bu vekillere ne ihtiyaç kalmıştı ki? Sanki sadece kendi şahsi ikballerini düşünen demokrasiyi işletmeyen hatta ülke yönetiminde bile rol alamayan sadece ballı maaş alan, devlet ihalelerine giren ülke yağmasına neredeyse ortak olan kişiler olmuşlardı. Yani ulus egemenliğini meclis yoluyla kullanması kısıtlanmıştı, hem de oldukça.
Sıra ulus egemenliğini yerel yönetimlerde kullanma yoluyla tepkisini koydu. Vay sen misin bunu yapan. Halkın iradesi ile seçilen belediyeler saçma sapan iftiralarla tek tek görevden alınmaya başladı. Halka önderlik edenler hukuk dışı uygulamalarla içerde tutulmaya başladı. Mahkemeler terse karar verse de uygulamada uyulmadı. Ne anayasa mahkemesi kararları ne de AİHM kararlarına uyuldu. Halkın iradesi gasp edildi, ulus egemenliğini kullanmada ağır yara almaya başladı.
Aslında bu emperyal bir oyunun parçası, ön söylemlerini Trump yaptı şimdi de Tom Baraks sanki sömürge ülke yönetimine seslenir gibi monarşinin tüm Ortadoğu’da güçlü yönetim anlayışını doğruluğunu anlatmaya başladı. Planın bir parçası da Türkiye elbette. Ben geleceğin biraz karanlık olduğunu mücadelenin arttırılması gerektiğine inananlardanım.
Ulusal egemenlik ve onun kullanılışındaki aksaklık ve yanlışlıklar bilinçli bir yönlendirmenin bir parçası gibi duruyor. Öyle ki koltuk kaybetmek bu planı bozacağından ne ara seçim yapıyorlar ne de sorun çözüyorlar…
23 Nisan’da Milli Eğitim Bakanına çok güldüm koltuğunu öğrenciye bırakamadı. Sanki öğrenci oturursa o koltuk elinden gidecekti. Yanında oturdu ve her haliyle öğrencinin hazırlamadığı belli bir metin okutturuldu.
Kim ne yaparsa yapsın ulusal egemenlik korunacaktır ve önündeki tüm engellerde elbette kaldırılacaktır. Bundan asla kuşku duymuyorum.
İyi haftalar dileklerimle.
















































































