ENFLASYON VERİLERİ, ORTA SINIF VE VATANDAŞLIK MAAŞI!

Geçtiğimiz hafta, 2026 yılının ilk enflasyon verileri açıklandı ülkemizde. Her yılın son ayı ve her yeni yılın ilk ayı enflasyonu kamuoyu tarafından hep merak edilir. Özellikle aylık bazda olan kısmı çok merak uyandırır. Çünkü ne hikmetse, genellikle yılın son aylarında (Kasım-Aralık gibi) enflasyon rakamları, önceki aylara göre hep düşük çıkar ve yeni yılın ilk ayı enflasyonu aylık bazda yeniden şaha kalkar. Bu sene de farklı bir şey olmadı, aynısı oldu. Fazla rakamlara boğmadan, ‘haber – veri – yorum’un maksadına ve ruhuna uygun olarak, biraz bu konudan bahsetmek istiyorum:
3 Şubat 2026’da kamuoyuyla paylaşılan yılın ilk verilerine göre, aylık bazda enflasyon, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE)’nde: % 4,84. Çok belirgin bir artış yani. 2025’in yani geride bıraktığımız yılın son ayı olan Aralık ayı enflasyonu (tabii ki TÜİK’e göre) % 0,9 çıkmıştı. Bir ay sonra % 4,84. Yıllık enflasyon ise % 30,65. Yıllık enflasyondaki düşüş eğilimi sınırlı kalsa da devam etti. 12 aylık ortalamalara göre artış, % 33,98. Böylece açıklanan bu oran da, Şubat ayı kira artış tavanını da belirlemiş oldu tabii ki.
Merak ettim, 2024 yılı Aralık ayı enflasyonu ne olmuş diye baktım; yüzde 1,03 olarak gerçekleşmiş. Pekiyi, ‘2025 yılının ilk ayı enflasyonu nedir?’ diye baktığımda ise, % 5,03 olarak gerçekleştiğini gördüm. Yani orada da oldukça fazla bir yükseliş olmuş tabii.
Yıllık bazda en yüksek artışın, % 45,36 ile konut grubunda olduğu görülürken, gıda ve alkolsüz içecekler grubunda yıllık % 31,69, aylık ise % 6,59 artış ile manşet enflasyonu yukarı çeken ana kalemlerden olduğu belirtilmiştir. Tabii burada hemen söyleyelim; Bağımsız Araştırma Grubu ENAG, Ocak ayı enflasyonunu % 6,32, yıllık enflasyonu ise % 53,42 olarak açıkladı.
Ocak 2026’da enflasyonun aylık bazda % 4,84’e fırlamasının temel sebebi ise; Aralık ayındaki durağanlığın tersine, Ocak ayında yapılan asgarî ücret ayarlamaları, vergi güncellemeleri ve hizmet sektörü zamlarının devreye girmesi olarak görülüyor. Aslında bu görüşün haklılığı da var tabii. Meselâ bizim mahalledeki kokoreççi, 220 lira olan yarım ekmek-kokoreç fiyatını daha Ocak ayını beklemeden 240 liraya çıkarmıştı. Ailelerin çocuklarını götürdüğü ‘Sınırsız Oyun Alanı’ da 130 lira olan fiyatını 160 lira olarak güncelledi…
‘SIKI PARA POLİTİKASI’ DEVAM EDECEK
Bütün bu verilere baktığımızda ekonomi yönetimi, 2026 yılı sonu için % 13-19 bandındaki hedefini koruyor ama yılın ilk ayındaki bu yüksek enflasyon rakamları para politikasındaki sıkı duruşun bir süre daha devam edebileceğini gösteriyor. Yani başka bir deyişle, ekonomistler genel olarak daha düşük bir artış bekliyordu ama sonuçlar tahminlerin üst bandına yakın geldi. En dikkat çekici olanı ise, gıda fiyatlarındaki % 6,59 oranındaki artış oldu. Bu artış, birçok analistin öngördüğünden daha sert oldu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, enflasyon verileri ile ilgili açıklamasına baktığımızda da, ekonomistlerin açıklamalarıyla paralellik gösterdiğini görüyoruz. Aylık enflasyonun yüksek gelmesini iki ana nedene bağladı: ‘Olumsuz hava koşulları‘ dedi, Şimşek. Özellikle gıda fiyatlarının, kötü hava şartları nedeniyle (Bu gıda fiyatlarındaki artışların istenilen düzeyde düşürülememesinin en büyük nedenlerinden birinin hava şartları veya iklim değişiklikleri olduğu hep söylenir, ama yeterli tedbirlerin de bir türlü alınamadığı görülür) uzun dönem ortalamalarının çok üzerinde arttığını belirtti. Dönemsel unsurlardan da bahsetti. Yılın ilk ayında yapılan fiyat ayarlamalarının (Bildiğiniz gibi, çok uzunca bir zamandır yapılan zamlara, ‘zam’ değil de ‘fiyat ayarlaması’ veya güncellemesi’ deniliyor) ve dönemsel güncellemelerin etkili olduğunu açıkladı.
HEDEFLER TUTAR MI?
Baktığın zaman, yıllık enflasyon baz etkisiyle düşmeye devam etse de, aylık bazdaki % 4,84’lük ‘Ocak şoku’, enflasyonla mücadelenin beklenenden daha zorlu geçebileceğini göstermiş oldu. Temel maksat: 2026 yılı sonunda enflasyonu % 16 seviyelerine indirmek ve 2027’de tek hanelere ulaşmak. Piyasa analistleri ve ekonomistlere baktığımızda ise, Ocak ayındaki bu artıştan sonra tahminlerini daha yukarı çekmiş durumdalar. Birçok kurum da, 2026 yıl sonu enflasyonunu, % 20-24,5 bandında bekliyor. Genel kanaat, enflasyonun düşüşünün (dezenflasyon) devam edeceği fakat baz etkisinin azalmasıyla birlikte düşüş hızının yavaşlayacağı şeklinde. Yani, şu andaki gidişatla, % 16’lık resmî hedefin tutması oldukça zor olarak görülüyor. Kaldı ki, “Vatandaşın hissettiği” ile “TÜİK’in açıkladığı’ enflasyon arasındaki makas aralığı çok fazla. Çarşı-pazardaki durum farklı yani. Vatandaşı da en çok bunun ilgilendirdiği kanaatindeyim. Akademik çalışmalar olsun, bağımsız anketler olsun vatandaşın hissettiği enflasyonun en az genellikle resmî rakamın 1,5 ile 2 katı civarında olduğunu gösteriyor. Bu da bir gerçek…
ORTA SINIF ÇOKTAN ERİDİ!
‘Orta sınıf‘ diye tabir edilen bir halk kesimi vardı değil mi? Bu orta sınıf, temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra tasarruf yapabilen, tatile gidebilen, gayrimenkul v.s. sahibi olabilen, ve çocuklarına iyi bir eğitim sağlayabilen bir kesimdi. Artık bu kesimden bahsetmek maalesef zor. Alt gelir grubuna düştü. Bunun en büyük nedeni ise, toplumun büyük bir çoğunluğunun asgarî ücret veya biraz üzeri bir maaşta eşitlenmesi oldu. Bunun sonucunda da eğitimli ve uzman kesimin alım gücü de ‘vasıfsız işçi‘ seviyesine doğru çekilmiş oldu. Eskiden bir banka kredisiyle ev alabiliyordu bahsini ettiğimiz o orta sınıf. Şimdi onların birçoğu kredi taksitlerini ödemekte zorlanıyor. Gelirinin çok büyük bir kısmı, barınma ve gıda gibi temel ihtiyaçlara gidiyor. Yaşam kalitesini belirleyen sosyal harcamalar fedâ ediliyor.
Evet, netice itibarıyla, bütün bu olumsuz tabloyu tersine çevirme gayretleri var tabii. Konut arzının arttırılması çalışmaları meselâ. Yani ‘erişilebilir konut‘ projeleri ve ilk evini alacak olanlar için düşük faizli, uzun vadeli kredi modelleri gibi. Bütün bunlar çok kıymetli şüphesiz. Bunun yanında eğitimli, uzman ve kalifiye emeğin değeri de korunması gerekiyor. Örneğin, liyakat ve uzmanlık tazminatları artırılmalı. Bir başka örnek, belki de en önemlisi, ‘uzun vadeli plan‘ yapabilmeli vatandaş. ‘Yarın fiyat ne olacak?‘ korkusundan kurtulmalı.
VATANDAŞLIK MAAŞI
Öte yandan orta sınıfın giderek erimesi ve alım gücünün düşmesiyle birlikte, yoksulluk riski sadece işsizleri değil, düşük ücretle çalışan kesimleri de tehdit ettiği için son günlerde hane bazlı bir gelir tamamlayıcı model olan ‘Vatandaşlık maaşı‘ndan bahsediliyor. Cep harçlığı şeklinde değil bu sistem. Öyle anlaşılmasın. Bu sisteme göre devlet, her bir hanenin gelirini ölçer, eğer o haneye giren toplam para, belirlenen ‘asgarî yaşam standardı‘ rakamının altındaysa, aradaki farkı devlet öder. Yani ‘hiçbir hanenin gelirinin belirli bir sınırın altında kalmamasını‘ hedefleyen bir sistem. İlerleyen zamanlarda daha detaylı açıklamaları da duyabileceğiz tabii.
Sonuç olarak, ilk bakışta ‘faydalı olabilir‘ gibi görünen bu sistemin uygulamalarına hep beraber bakacağız. Ümit ve temenni ederim ki, her ne kadar ‘pansuman tedbir‘ olarak görünüyor olsa da, ‘dar gelirli’yi bir nebze olsun rahatlatır, vesselâm.









































