Reklam
Reklam

ERMENİSTAN İLE NORMALLEŞMEDE YENİ SAFHA

ERMENİSTAN İLE NORMALLEŞMEDE YENİ SAFHA
  • 13.06.2026
Reklam

Doğu komşularımızdan biri olan Ermenistan’da halk, yüzünü geçmişe çevirmedi ve Rusya merkezli eski statükoya ‘hayır’ dedi. Zor da olsa mevcut olan gerçek durumu kabul ederek, Türkiye ve Azerbaycan ile normalleşmeyi hedefleyen, Batı ile ilişkileri geliştiren bir geleceğe doğru yürümeyi tercih etti. ‘Artık izole bir toplum olarak yaşamaya devam etmeyeceğim‘ demiş oldu.

Geçtiğimiz hafta sonu Pazar günü yapıldı genel seçimler Ermenistan’da. Parlamento’ya sadece 3 oluşum girebildi. Hâl-i hazırdaki Başbakan Nikol Paşinyan‘ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi, oyların yüzde 50’ye yakınını aldı. Böylece, 105 sandalyeli parlamentoda, 64 sandalye kazanarak, tek başına hükümet kurma çoğunluğunu elde etmiş oldu.

Çok ilginç bir siyasetçi hakikaten Nikol Paşinyan. İkinci Dağlık Karabağ Savaşı ve sonrasındaki toprak kayıplarına rağmen Ermenistan halkının büyük bir kısmını ikna edebilmeyi başardı. Neler neler söylendi onun için. Türk yakıştırması yapıldı meselâ. Tabii ki, resmî veya gerçek bir etnik köken iddiasından ziyade siyasî bir suçlama olarak kullanıldı. Sünnetli yani Müslüman olabileceği gibi söylemlerde bulunuldu ama bütün bu asılsız iddialara rağmen (asılsız diyorum çünkü ispatlayabileceğini söyledi) Nikol Paşinyan, üçüncü kez zaferini ilan etme başarısını gösterdi.

SEÇMEN ‘BARIŞ VE NORMALLEŞME’ İSTEDİ!

Baktığın zaman, bu seçimin aslında büyük bir küresel mesajı mevcut. Bu da dış politikada gizli. Paşinyan, seçimin hemen ardından yaptığı açıklamada, daha önceleri de çokça dile getirdiği, Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilerin normalleşmesi, sınırların açılması ve diplomatik bağların kurulmasını daha da güçlü bir şekilde tekrarladı. Ekonomik entegrasyon vurgusunda bulundu. Kars-Ahılkelek demiryolu gibi projelerin bölgeyi bir çıkmaz sokak olmaktan çıkarıp ‘kavşak noktasına‘ dönüştüreceğini belirtti. İşte seçim sonucu bunun için çok önemli. Çünkü seçim sonuçlarıyla Paşinyan ve arkadaşları, izledikleri barış ve normalleşme politikası için arkalarına halk desteğini de almış oldular. Aynı zamanda bu sonuçla Ermeni seçmen, Batı ile daha dengeli ilişkiler kurmak isteyen ve Rusya’ya karşı mesafeli duran mevcut yönetimi tercih etmiş oldu. Bu durum bize, Erivan’ın Moskova ekseninden uzaklaşma eğiliminin kalıcı olduğunu teyit ediyor şüphesiz.

Ben bu sonucu, her ne kadar bakış açısına göre değişen ve tartışmaya açık bir durum olsa da, ‘akl-ı selîm bir davranış‘ olarak görüyorum. Çünkü Ermeni seçmeni, ülkenin sınırlarını netleştirme ve komşularıyla normalleşme adımlarını destekleyerek, bölgesel gerçekliği kabul etmiş görünüyor.

BİR ‘ARA FORMÜL’ LÂZIM

Buraya kadar her şey tamam güzel de, çok önemli bir mesele daha var. O da; Ermenistan Anayasası’nın giriş kısmında, ülkenin 1990 yılındaki Bağımsızlık Bildirgesi’ne atıfta bulunulmasıdır. Bu bildirgeye baktığımızda ise, Ermenistan ile Dağlık Karabağ’ın birleşmesini öngören ortak bir karara gönderme yapıldığını görürüz. Nihaî anlaşma için Azerbaycan, bu ibarenin yürürlükten kalkmasını istiyor. Çünkü bu maddeyi kendisine toprak talebi ve güvenlik tehdidi olarak görüyor. Yani kalıcı barış için bu maddenin değiştirilmesini veya silinmesini istiyor Azerbaycan, haklı olarak.

Paşinyan’ın, seçim sonuçlarına göre, bu maddeyi tek başına değiştirme imkânı yok. Hükümeti kurma gücünü sağladı ama bir anayasa değişikliğini halk oylamasına götürebilmek için üçte iki nitelikli çoğunluk gerekiyor. Bu kritik eşiği aşamadı maalesef. Tabii ki, bu problemi çözebilmek için bazı yollar da deneyebilir Paşinyan. Meselâ, muhalefetten milletvekili devşirmek gibi veya yargı yoluyla çözüm gibi…

Bütün bunların yanında belki de, ara bir formül aranacağı kanaatindeyim ben. Bu siyaseten çok mâkul görünüyor. Bu yönde uluslararası ilişkiler uzmanlarının ve diplomatik kulislerin üzerinde durduğu birkaç ‘ara formül‘ var. Bu formüllerden bir tanesi ve en çok konuşulanı ise, Azerbaycan ile imzalanacak barış antlaşmasının içine, “Bu antlaşmanın hükümleri, tarafların iç hukukundan ve anayasalarından üstündür” tarzında bir maddenin konulmasıdır. Yani Süleyman Demirel‘in dediği gibi, ‘demokrasilerde çareler tükenmez‘ bir yol bulunur elbette.

SINIRLARIN AÇILMASI, REFAH KAYNAĞI OLACAK

Türkiye ile olan ilişkilere gelince; bu tarz uluslararası güvenceye bağlanmış bir ara formülün, sınırların açılması için pekâlâ yeterli olabileceği düşüncesindeyim. Kaldı ki, Türkiye’nin son dönemde bölgede attığı adımlardan bunu anlayabiliriz. Türkiye’nin Güney Kafkasya politikasındaki temel amaçlarından birinin, Ermenistan’ı bölgesel işbirliği süreçlerine entegre etmek olduğunu biliyoruz. Ankara’nın buradaki hassasiyeti: Bakü ile tam eşgüdüm. Kırmızı çizgi bu. Yani Türkiye, Ermenistan ile sınırı açacak ara bir formüle onay vermeden önce mutlaka Azerbaycan’ın da bu formüle ikna olmasını isteyecektir.

Öte yandan bütün bunların yanında, hiç şüphe yok ki bu ara formül, Türkiye için Kafkasya ve Türkistan coğrafyasına, kardeş ülkelere doğrudan bağlanmak (Zengezur Koridoru) stratejik ticarî bir hedeftir. Bu kadar çok önemli. Bu ara formül sayesinde Ermenistan halkı da, sınırların açılmasının refah kaynağı olduğunu yaşayarak görme imkânına kavuşacaktır. Sınırların açılması ve Türkiye-Azerbaycan üzerinden bölgesel ticaret hatlarına entegre olunması, Ermenistan ekonomisine can suyu vermiş olacaktır. Ekonomik olarak istikrara kavuşmuş, geleceğe güvenle bakan bir Ermeni vatandaşı da, bir referandum durumunda anayasa değişikliğine çok daha rahat ‘evet‘ diyebilecektir.

Yani kısacası demek istediğim; bulanabilecek bir ara formül, hem Ermenistan’ın iç siyasetini karıştırmayacak, hem de özellikle Azerbaycan’ın güvenlik endişelerini giderebilecek bir yol gibi görünüyor, vesselâm.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ