ABD SALDIRGANLIĞINDA STRATEJİ

ABD Trump’la birlikte kapitalizmin zorunlu evrimi olan emperyalist saldırganlığı yaşıyor. Kapitalizm zorunlu olarak ekonomik kaynaklarını besleyecek hammadde kaynaklarını elinde tutmak ister. Bu kaynaklar elinde değilse, elbette elinde olana gidecektir.
Geçmişte sömürgecilik olarak adlandırdığımız bu süreç günümüzde kılıf değiştirdi. Siyasal ve ekonomik bağımlılık stratejileri ön plana alındı. Farklı ekonomik birlikteliği içeren anlaşmalar örgütlenmeler ön plana çıktı. İki kutuplu dünyanın bir kutbu çökünce tek süper güç olarak ABD şımarıklığı kaldı dünyada.
Eğitimsiz kaba bir hoyratlık saldırganlığı doğurdu. Hammadde kaynağı ülkelere direk savaş açmadı ama resmen istedi. Kanada bana bağlanmalı, Grönland benim olmalı, Panama bizim olmalı vs. gibi. Bunu sağlamak içinde ekonomik yaptırımlar kullanıldı hep. Her yönden köşeye sıkıştırılmış ülkelere yetişmiş beyin gücü ile siyasi operasyonlar yapıp yönetime kendi adamlarını getirdi ya da getirtti.
Venezuela ve İran dünyanın en büyük toplamda petrol ülkesi ve neredeyse tüm petrolünü Çin’e satıyor. Dünyanın bu yükselen gücü karşısında petrolü kendi kontrolünde tutması gerekiyordu. Saldırdı lideri tutukladı, kendi elemanlarını işbaşına getirip tüm petrolü ABD’ye akıtmaya başladı. Sıra İran’a geldi ama sert kayaya çarptı. Ağır hasarlı olarak çekilmenin yollarını arıyor şimdi.
Ortadoğu garip bir yer. Yönetimler kişi yada aile etrafında sözüm ona devletsi yapılar. Hepsi halkını soyuyor ve kendi aile şirketi olarak emperyalist şirketlerin güvencesinde petrodolar zenginliği ve şımarıklığını yaşıyorlar. İslam buralarda dolardan sonra kutsal. İslam birliği sadece petrolün korunması ve pazarlanmasına endeksli.
Oysa ki İran öyle değil. Tam bir gerici otokratik rejim var ama bunun yanında yüzyıllardır süregelen bir devlet geleneği var.
ABD bu ülkede de devlet yöneticilerini almayı veya öldürmeyi seçti yine. Yerine koyacak kişileri buldular mı bilemiyorum ama devlet geleneğinden ötürü gidenin yeri çabucak dolduruluyordu. Bunu düşünmemişlerdi. Her yeni geleni öldürseler bile devlet yeni bir yönetici atıyordu. Çark sağlamdı.
Savaş stratejileri hâlâ güçlü hava ve deniz kuvvetleri ile saldırmak üzerine kurulu ABD, savunma stratejilerinde gelişen teknolojik atılımları hesaplayamadı. Sandı ki uçaklarına uçaklarla karşılık verecekler ve hemen onları avlayacaklardı. İran stratejiyi değiştirdi hiç uçak havalandırmadı mesela. Küçük ama etkili insansız hava araçlarını soktu devreye ve geliştirdiği füze sistemleri ile cevap verdi.
Ve en can alıcı noktası ise Ortadoğu’da ki tüm ABD radar üsleri ve petrol şirketlerini direkt hedef aldı.
Emperyalizm artık ülke işgalini bıraktı çoktan ama içerisini de yandaş yandaş çıkar ve menfaat gruplarının iç çatışmasına bıraktı. Ulusal bütünlüğü zayıf olan ülkeler için çare de oldu aslında. Ama İran’da tutmadı.
Dev uçak gemiler, üstün hava gücü, elektronik harpte üstünlük yetmiyor artık. Uçak gemileri pahalı ama kolay hedeflere dönüştü. Sırada çok gelişmiş savaş uçaklarına önlemelere kaldı.
ABD emperyalizmi prestij olarak ağır yara aldı. Saldırganlıkların pahalıya patlayacağı anlaşıldı.
Emperyalizm için hala tek geçerli yol, ülkelerde yönetimleri denetimsiz, hukuk tanımaz diktatoryal tek adam yönetimleri ile içten fethetmekte kaldı. Nasılsa savaşmadan ihtiyaç duyulan kaynaklar üstelik alkışlarla verilebiliyor yada alınabiliyordu.
ABD savaş stratejisi ya da güce dayalı stratejisi çöktü. Ve ülkeler artık neye önlem alacaklarını çok iyi biliyor.
Önlem belli… Durmak yok yola devam.












































