İFTAR MENÜSÜ
Anadolu’nun iki ayrı şehrinden İstanbul’a gelip komşu olan iki kişi muhabbete dalmış. Söz dönüp dolaşıp yaşadıkları Anadolu Şehri’ne gelmiş. Birisi: “Bizim orada bir dağ var, Aliii diye bağırdığında, dağdan da Aliii diye bir ses geliyor” deyince öteki: “O da bir şey mi, bizim orada bir dağ var, Aliii diye bağırdığında, hangi Aliii diye soruyor” demiş.
Geçen hafta: CAİZ Mİ DEĞİL Mİ HELAL Mİ HARAM MI başlıklı bir yazı yazmıştım.
Bu yazımın bir bölümünde; darhane çorbası sözünün tarhana çorbasına dönüşümünü anlatmıştım. Yazımın 7. paragrafı: “520 yıl önceki darhane çorbalı iftar sofrasından, şahane yemekli iftar sofrasına geçelim mi?” şeklindeydi.
Çalışma Bakanı’mız Vedat Işıkhan Ramazan ayında haberli gittiği Elazığlı bir vatandaşın evinde; mercimek çorbası, döner, pilav, salata, ayran ve meyveden oluşan bir menüyle iftar yapmıştı.
Yazımın başındaki hikâyeyi niye mi anlattım?
Yavuz Sultan Selim’in iftarına; darhane çorbalı iftar sofrası, Vedat Işıkhan’ın iftar sofrasına ise şahane yemekli iftar sofrası demiştim. Hafta içinde Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un verdiği iftarda öyle bir menü vardı ki, Vedat Işıkhan’ın katıldığı şahane yemekli iftar sofrası için bana; “O da bir şey mi” dedirtti.
Bana, “o da bir şey mi” dedirten iftar menüsünde neler mi vardı? Hep birlikte okuyalım:
Çorba: Lebeniye çorbası.
İftar tabağı: Bal, kaymak, hurma, gün kurusu, badem, ceviz, beyaz peynir, eski kaşar, pastırma, domates, salatalık, mevsim yeşilliği, çiğ köfte, siyah ve yeşil zeytin.
Ara yemekler ve salata: Karamelize soğanlı avokado favalı enginar, içli köfte ve sebzeli çıtır börek, çilekli file bademli narlı yeşil salata.
Ana yemek: Keşkek yatağında dana antrikot.
Tatlı ve içecek: Fındıklı narlı güllaç ve zencefilli sumak şerbeti.
Her gün; sosyal medya, yerel ve ulusal basınla (yazılı-görsel) iç içe olan ben Mehmet Uslu, bazı yiyeceklerin tadını bilmeyi bırak, adını bile ilk defa duyuyorum.
Kutsal ramazan ayı, küskünleri barıştıran, toplumu kucaklayan bir ay olması gerekir. Ama Meclis Başkanı’nın düzenlediği iftara muhalefet partilerinin fazla itibar etmediğini görüyoruz. Terörsüz Türkiye, Öcalan’a umut hakkı gibi konular gündemde olmasaydı, Dem Parti o iftara katılır mıydı? Sormak gerekmez mi? Meclis Başkanı iftarı olarak adlandırılan bu iftarda, Başkan Numan Kurtulmuş’un cebinden beş kuruş çıkmış mıdır? Elbette hayır. Neymiş? Meclis Başkanı iftar vermiş! Kimin parasıyla? Haliyle vatandaşa; yol, su, elektrik olarak dönmesi gereken devletin parasıyla.
İlkokul ikinci sınıfa giderken, kış aylarına denk gelen ramazanda oruç tuttuğumu hatırlıyorum. Demek ki, 70 yıldır oruç tutuyorum. Yüce yaradana dua etsem; “Ramazanda bir akşam, rüyada da olsa bana, yukarıdaki menüyle oruç açmayı nasip eyle desem, acaba duam kabul olur mu?”
Ülkemde, yukarıdaki menü ile ramazanda iftar açacak aile sayısının, yok denecek kadar az olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü çalışanımızın çoğu asgari ücrete talim ediyor. Hele 20 bin lira emekli aylığı alanların hali malûm. Buna bir de sosyal yardımlarla geçinenleri eklersek; vatandaşın asili ile vekili arasındaki uçurumun ne olduğu ortaya çıkacaktır.
Uçurum dedim de aklıma geldi: Sosyal medyada, görsel basında; gelir adaletsizliğinden, pahalılıktan, yoksulluktan, geçinememekten söz eden vatandaşlara karşı daha ziyade AKP yandaşları; “herkesin evi, arabası, yazlığı var. Mağazalar dolu, meyhaneler, lokantalar dolu” diyorlar.
Ben, Edirne Keşan’da; 19 bloktan oluşan 532 daireli bir sitede oturuyorum. Her blokta 28 daire var. Oturanların tamamının orta gelir grubundan insanlar olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar, 28 daireli bizim apartmanın önünde, hiçbir zaman 11 tane araç görmedim. Apartmanda oturanlardan sadece bir ev sahibinin annesine ait yazlığı var. Hani herkesin evi, arabası, yazlığı vardı?
Benim yaşadığım şehir dahil, Türkiye’de sosyal yardımla hayatını idame ettirenlerin sayısı her yıl artıyor. Bu da gelir adaletsizliğinin, her yıl biraz daha arttığının göstergesidir. Acı ama gerçek olan bir başka örnek vermek istiyorum:
Oturduğum sitenin 150-160 metre kadar uzağında, Keşan’ın bir hafriyat döküm sahası var. Hafriyat döküm sahası dedim ama sahada, hafriyattan başka her şey var. İnşaat artıkları, mobilya, tahta dolap, plastik eşyalar, hatta ve hatta, balık ve büyükbaş hayvan eti bile bulunuyor. Her gün, hatta gece bile, onlarca Roman Vatandaşı evine ekmek götürmek için, buradan bir şeyler toplarken, belki gıda artıklarından bile evlerine götürdükleri muhakkak olmuştur.
Kitap, gazete okumayan, sadece iktidar yandaşı haber kanallarını izleyen ve bizi yönetenleri dinleyenlerden, sadece lüks sayılacak yaşam içinde olanları görenlerden daha ne bekliyorsunuz ki?
İktidarın 24 yıldır her söylediği gerçek olsaydı; Türkiye’de nüfusun yarısı, yukarıdaki menü ile iftar yapan insanlardan oluşurdu, diye düşünüyorum. İtibardan tasarruf olmaz diyen büyüklerimizin o kadarcık ayrıcalığı olsun artık, diyeceğim.
Ben Mehmet USLU olarak çok zengin olup, yukarıda söz ettiğim menü ile iftar açmak istemiyorum. Neden mi? Cübbeli Ahmet: “Fakirler, zenginlerden 500 sene önce cennete gidecek” demişti. 500 sene önce cennete gitme fırsatını niye kaçırayım ki? Herkese hayırlı iftarlar.
NOT: Yazımı yazdığım gün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günüydü. Kutlu olsun, diyeceğim ama kadına; 364 gün kölelik muamelesi yapanlar, onlara bir günlüğüne miracelik (göğe yükseltme) payesi vermekle ikiyüzlülük yapmış olmuyorlar mı? İstanbul Valiliği; Taksim çevresinde kadınların eylem yapma ihtimaline karşılık, bazı metro duraklarını kapatmış. Başka ne bekliyordunuz ki?
Hoşça kalın. 08.03.2026 Mehmet USLU-Emekli Öğretmen

- İFTAR MENÜSÜ - 9 Mart 2026
- CAİZ Mİ DEĞİL Mİ, HELAL Mİ HARAM MI? - 2 Mart 2026
- ADALET BUNUN NERESİNDE - 23 Şubat 2026
- ESKİ GELİBOLU CADDESİ ANILARIMDAN KESİTLER - 16 Şubat 2026
- YARGI BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ MI? - 9 Şubat 2026
- BU ALİ GERÇEK KEŞANLI ALİ - 2 Şubat 2026
- GERÇEK IŞIĞINI YANSITAMAYAN FENER - 26 Ocak 2026
- NEDEN HEP AKP KAZANIYOR - 19 Ocak 2026
- ÜÇ YILDA BİRBİRİ ARDINA DEVRİLEN ÇINARLAR - 14 Ocak 2026
- UÇURUM - 11 Ocak 2026



























