ERDEMLİ DAVRANIŞLARDAN UZAKLAŞIYOR MUYUZ?

Bir toplumun ahlâkını; kişilerin güzel hasletleri, erdemli davranışları oluşturur. Ahlâk dediğimiz şey, sadece yazılı kurallardan oluşmuyor ki!.. Bu kurallar ete-kemiğe bürünmüyorsa, davranışlara yansımıyorsa ne kıymeti var? Böyle bir yerde ahlâktan nasıl bahsedebiliriz?
Yaşadığımız toplumda, sahip olduğumuz erdemli davranışlardan bir bir uzaklaşıldığına şahit olmak üzüyor insanı. Yazımın hemen başında şunu belirtmiş olayım; tabii ki, bu konulara oldukça hassasiyet gösterenler de yok değil. Onları ayrı tutuyoruz ve sayılarınım artması da, en büyük temennimiz.
‘Âhde vefâ‘ meselâ. Yani ‘söze bağlılığı’ unutuyor muyuz yoksa? Bir kişiye bir şey için, bir söz verdiğimiz zaman ‘senet‘ gibiydi sözümüz. Yerine getirirdik mutlaka. Sözümüz ‘söz’dü bizim.
Komşumuz açken, tok yatmaya gönlümüz razı olmazdı. Sahi, uzaklaşmaya başladık mı bu değerlerimizden?
Üslûbumuzda bir incelik vardı. Muhatabımızın hatalı bir davranışında bile, onu kırmamaya özen göstererek, ‘lisân-ı münâsip’ dediğimiz bir hâl ile derdimizi, söylemek istediğimizi anlatıyorduk çoğu zaman. Ne oldu da unuttuk, bu güzel davranışlarımızı?
Gençlerden şikayetçi olduğumuz, edep ve âdâp konularında biz ebeveynler, büyükler yeterince iyi örnek olabildik mi hakikatten?
Soruları çoğaltabiliriz kuşkusuz.
Kaldırımda yürürken hiç tanımadığımız birine bile selâm vermekten geri durmazken, ne zaman selâmı sadece tanıdıklarımıza verir olduk?
Selâm demişken, biraz bu konudan bahsedelim isterseniz.
‘SELÂMLAŞMA’DAN UZAKLAŞTIK
Teknolojinin hayatımıza hakim olması, yön vermesi sebebiyle mi, bireyselleşme nedeniyle mi veya başka bir sebepten dolayı mıdır nedir? ‘Selâmlaşma’dan uzaklaşıyoruz gibi.
Bir toplu taşıma aracına bindiğimizde, bir iş yerine gittiğimizde, yoldan geçen birine v.s., selâm veririz veya içimizden gelerek kocaman bir ‘merhaba‘ deriz de, karşılık alamayız ya bazen; ne kadar kötü hissederiz kendimizi değil mi? İşte, ne zaman böyle bir durumla karşılaşsam, 16 yüzyılın en büyük şairlerinden olan Fuzûlî’nin o sözleri gelir aklıma;
“Selâm verdim, rüşvet değildir deyû almadılar. Hüküm gösterdim, faidesiz deyû mültefit olmadılar”.
Günümüz Türkçesine uyarlarsak;
“Selâm verdim, rüşvet olmadığı gerekçesiyle selâmımı almadılar. Padişah’ın emrini gösterdim, faydasızdır diyerek yüzüme bile bakmadılar”.
Fuzûlî bu cümleyi, Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı fethinden sonra, kendisine bağlanan maaşı almak için gittiği Vakıf İdaresi’ndeki rüşvet çarkını eleştirmek için kurmuştur. Bu sözleriyle bize, o zamanlardaki ahlâki çöküşü, bazı devlet kurumlarındaki yozlaşmayı ifade ediyor aslında. Öyle bir hâl almıştır ki durum, kurumdaki görevli memurlar, Allah’ın kelâmı olan selâmı bile, içinde rüşvet olmadığı için almamışlardır. Aynı zamanda Fuzûlî, bu sözü ile doğruluk, nezaket gibi değerlerin yok olduğunu anlatmış oluyor,
SELÂM İNSANA VERİLİR, MAKAMA DEĞİL!
Bu arada selâmı kendisine ‘payanda‘ olarak kullananlar da var, maalesef. Hiç unutmuyorum, mesai yaptığım bir iş yerinde, müdür olarak görevli bir ağabeyimiz vardı. Dikkatimizi çekti, çalıştığımız bölüme ne zaman gelse, içeride bizim müdürümüz var ise selâm veriyordu. Yoksa vermiyordu. Yani yaptığı şey, makama selâm vermekti aslında. Bizim bildiğimiz ise selâm, makama değil insana verilir. Bu davranış ikiyüzlülük, samimiyetsizlik, hatta yobazlık değil de nedir? Çünkü asıl yobazlık, insani olan değerlere kapalı olmaktır. İster müdür olalım, ister başka üst düzeydeki görevli. Bu sahip olunan statü, ‘müdürden başkasına selam vermem’ hakkını mı veriyor bize? Baktığın zaman, bir kişi böyle davranıyorsa, selâmı maske yapıp, ‘başka bir hesabı var‘ demektir.
Olması gereken ise; titrimiz, vazifemiz ne olursa olsun, bir iş yerinin kapısındaki güvenlik görevlisinden temizlik görevlisine ve en güçlü makamdakine kadar, nezaketle aynı şekilde selâm vermemiz gerektiği kanaatindeyim.
Netice itibarıyla, bir kişinin mevki, makam ayrımı yapmadan selâm vermesi, erdemli bir davranıştır. ‘Selâmımız alınmıyor‘ diye de, bu erdemli davranıştan vaz mı geçelim? Hayır, vazgeçmeyelim tabii. İnsani olarak baktığımızda, selâmı almak, en azından insanlık borcudur. En önemlisi de, inancımıza göre selâm vermek ‘Sünnet‘, verilen o selâmı almak ise ‘Farz’dır, vesselâm.












































