ZORDAN GÜLÜMSEMELERDE ARTIŞ!..

Dini bayramlarda, köyümde yani baba ocağında olabilmek için olabildiğince bir gayret gösteririm ve ayrı bir mutluluk duyarım her seferinde. Tabii ki, hemen hemen herkeste aynı duygular hakimdir hiç şüphesiz.
Geçtiğimiz Ramazan Bayramı‘nda da o şansı yakaladım. Ülkemizin ekseriyetinde olduğu gibi, bizim köyümüzde de, Bayram Namazı’ndan sonra topluca bir bayramlaşma merasimi yapılıyor. Geleneksel hâle geldi bu uygulama artık. Bu seneki seramoniye katılmayanların sayısı, diğer bayramlaşmalara göre çok daha azdı. Bu iyi bir şey tabii. Çünkü bu durum bize köyümüzde, dargınlıkların çok azaldığını yani birbirine küsenlerin barıştığını gösteriyor.
ÂDETA KAMUOYU YOKLAMASI
Aynı zamanda, camiden ayrılmadan önce topluca yapılan bayramlaşma küçük de olsa, bir nevi kamuoyu yoklaması oluyor benim nezdimde. İnsanların yüzlerine baktığın zaman, içinden gelmediği halde, ‘bayramdır, ayıp olmasın‘ diye ‘gülümseme maskesi’ takanların sayısının arttığına şahit oldum maalesef. Bu da, kötü bir durum tabii…
Bir kişi, içinden gelerek gülerse ancak o gülüş, gözün kenarlarına ulaşabilir, değil mi? Yani bir ‘zordan gülme‘ hâli takınanların sayısında artış olduğu besbelliydi. ‘Neşeliyim’in taklidini yapmak zorunda kalıyorlardı.
BAYRAMLAR, RUH HÂLİMİZİ GÖSTERİR
Bayramlar bize, toplumun ruh hâlini gösteren, ortaya koyan bir ölçüdür. Çünkü neşeli hâlin doruğa çıktığı zamanlardır ve öyle olmalıdır. Ben buna inanıyorum. Trakyalılar, neşeli ruhlu insanlardır. Böyle bilinir en azından ama sanki bayramlaşmada gördüğüm; neşesini kaybetmiş, yerini kronik bir yorgunluğa bırakmış umutsuz, bezgin, düşünceli, bakışlarda artış var gibiydi. Bu da üzücü bir durum tabii. Dalgın bakışlarda neler gizleniyor, kimbilir?.. Belki, çocuklarına veya kendisine istediği bayramlık elbiseleri, ayakkabıları alamadı. Belki, arzuladığı ‘bayram sofrası’nı kuramayacağından yani ekonomik sıkıntılardan dolayı düşüncelidir. Belki de, artış gösteren mazot fiyatlarıyla tarlamı nasıl ekip biçeceğim şeklinde, kafasındaki binbir türlü sorun veya bunların hepsi birden, zordan gülümsemesine sebep oluyor. Toplumda fiziksel, ruhsal rahatsızlıkların da çoğaldığını düşünürsek, hasta gibi bakışların artışı da kaçınılmaz olacaktır illâ ki. Bu zordan gülümsemelerde, sadece mazotun ve kullanılan gübrenin fiyatı değil, yukarıda da belirttiğim gibi, bir umutsuzluk, bir kırgınlık var. Esas üzücü olan kısım budur.
BİR ŞEYLER EKSİLMİŞ, BAZI GÖNÜLLERDE!
Netice itibarıyla, Trakya’nın ve ‘Keşan ovası’nın toprağı cömerttir. Yine verecektir ama, ‘emeğimin karşılığını alabilecek miyim?’ endişesi olmamalı gözlerde. Belli ki, bir şeyler eksilmiş bazı gönüllerde. Bir başka deyişle insan; bir işin, bir şeyin karşılığını alacağından şüphe duyuyorsa, o zaman bir umutsuzluk çöker ruhuna ve neşesini kaybeder.
Bu arada, iyi ki devletin köylüye verdiği tarım ve hayvancılık destekleri var da, bir nebze olsun, ‘can suyu’ oluyor kuşkusuz. Bir de bu sene, özellikle Trakya’da kışın yağışlı geçmesi, temel geçim kaynaklarından olan buğdayın rekoltesinin yüksek olacağına işaret ediyor. Umarım, devleti yönetenler hasat zamanı geldiğinde, taban fiyat olarak iyi bir rakam açıklar da, zordan gülümsemeler yerini gerçek gülümsemelere bırakır.
MUTLULUĞUN ÖLÇÜSÜ, İÇTEN GÜLEBİLMEK!
Öte yandan, çok da karamsarlığa kapılmayalım derim. Çünkü bahsini ettiğimiz zoraki gülüşlerin arkasında bile, bir çabanın olduğu muhakkaktır. Olumsuzluklara rağmen, insanlar yine de bir araya geliyor, gelmeye gayret ediyor.
Velhâsıl; ümit ve temenni ederim ki, neşesini kaybetmiş insanlar, bir gün yine gerçek tebessüm ve içten gülüşlere kavuşurlar. İnsan ne kadar içten gülebiliyorsa o kadar mutludur, vesselâm.












































