Reklam
Reklam

SİYASETİN, ADALETİN AYAĞINA SIKTIĞI KURŞUN

Mehmet Uslu
Mehmet Uslu
  • 18.12.2022

Adaletin simgesi; sağ elinde kılıç, sol elinde terazi olan gözleri bağlı bir kadın heykelidir. Kılıç; adaletin verdiği cezaların caydırıcılığını ve gücünü, Terazi; adaleti ve bunun dengeli bir şekilde dağıtılmasını simgelerken, kadın ve bakire olması; bağımsızlığı ifade eder. Gözünün bağlı olması ise; tarafsızlığı simgeler.

            Ülkemin yasalarını okursanız: “Yargı bağımsız ve tarafsızdır” yazar.  Yasaları yapanları ve uygulayanları dinlerseniz; onlar da aynı söylemde bulunurlar. Ama gelin görün ki; son yıllardaki birçok yargı kararında, adalet yerine, siyaset kokusu ortalığa yayılmaktadır. Örnek mi, buyurun:
Yıllar önce, ülkemiz yasalarına göre suç işlemiş (öyle dediler)  Amerikalı bir rahip ile Alman vatandaşı olmuş bir Türk Gazeteci cezaevinde yatmaktaydı. Ülkemin en tepesindeki yöneticisi: “Bu can bu bedende oldukça, o rahip cezaevinden çıkamaz” demişti. Alman Gazeteci ile ilgili de buna yakın bir söylemde bulunulmuştu. Kısa süre sonra, Amerikan yönetiminden Türkiye’ye bir mektup, Almanya yönetiminden de bir telefon gelmişti. Ve cezaevindeki her iki tutuklu da,  özel uçaklarla ülkelerine gönderilmişti. Sormak gerekmez mi?  Cezaevindeki kişilerle ilgili konuşacak olan yargı kurumu mudur, siyaset kurumu mudur? Yargı kurumuna mektup ve telefon gelemeyeceğine göre, her iki sanığın tahliyesinde de, yargı yerine siyaset devreye girmiştir iddiasında bulunabiliriz.

            2017 yılında, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçmek için bir referandum yapıldı. Maç başladıktan sonra kural değiştirir gibi, oy sayımına geçileceği sırada, YSK tarafından mühürsüz oyların da geçerli sayılacağı yönünde bir karar alındı. Siyasetin haberi olmadan YSK’nın böyle bir karara imza atması mümkün mü? Karar: Adaletin üzerinde siyasetin gölgesi değilse nedir?
Ana Muhalefet Partisi Lideri; Ankara Çubuk İlçesi’ne bağlı bir köyde, bir şehit cenazesine katılıyor ve linç girişimine uğruyor. Yüzüne yumruk atılıyor ve bazı saldırganlar, liderin sığındığı evi “YAKIN” çağrısında bulunuyor. Olayın failleri belli, yakalanıyor ama iktidar kanadı tarafından kendilerine adeta kahraman muamelesi yapılıyor. Olayla ilgili tutuklu yok, hükümlü yok. Siyaset devreye girmese, adaletin bu konuda sessiz kalması mümkün mü?
Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı, İstanbul’da Suudi Arabistan Büyükelçiliği’nde katlediliyor, cesedi dahi bulunamıyor. Bizi yönetenler; “kanı yerde kalmayacak” dedikleri gibi, Suudi yetkililer hakkında etmedikleri hakaretleri bırakmıyorlar. Aradan aylar geçiyor,  söylenenler yalanıp yutuluyor, dava dosyası,  Türk Yargısı’dan alınıp Suuudi Yargısı’na devrediliyor. Bu kararı veren ve uygulayan adalet kurumu mu, siyaset kurumu mu? Hani yargı bağımsız ve tarafsızdı.
Bir siyasi hükümlünün babası vefat etmişti. Cenazeye katılmak için başvuru yapmış ama bu başvuru reddedilmişti. Basına yansıyan haberlere göre, kısa süre önce de, Edirne Kapalı Cezaevi’nde yatmakta olan Selahattin Demirtaş’ın babası kalp krizi geçirmişti. İzin başvurusu olup olmadığını bilmiyorum. Ama Demirtaş bir askeri uçakla Edirne’den alınmış, Diyarbakır’da ziyaret yapılmış, tekrar cezaevine dönülmüştür. Böyle bir uygulamanın, siyasetin haberi olamadan, yargı kurumu tarafından yapılması mümkün mü? Siyasi baskı; adaletin kimine kucak açmasına, kimine sırt çevirmesine neden olabiliyor.

            31 Mart 2019. Yerel seçimlerin İstanbul ayağında, aynı zarftan çıkan dört oy pusulasından üçü geçerli, biri geçersiz sayılıyor. Ekrem İmamoğlu’nun 13 bin oy farkıyla kazandığı seçim; iktidar kanadının: “Hiçbir şey olmasa da bir  şeyler oldu”  başvurusuyla iptal ediliyor. Sandık kurullarında hırsızlık ve yolsuzluk yapıldığı iddia ediliyor. Soruşturma sonunda ceza alan, hüküm giyen var mı yok. YSK Başkanı Sadi Güven, uzunca bir şerh yazısıyla seçimi iptal etmenin doğru olmadığını iddia ediyor, ama diğer üyelerin oylarıyla, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi iptal edilip 23 Haziran’da yenilenmesine karar veriliyor.
23 Haziran seçiminde İmamoğlu 806 bin oy farkıyla seçimi kazanıyor. Ama bu defa:“Seni çalıştırmayacağız” “Topal ördek” söylemleri devreye sokuluyor. Seçimin üzerinden 6 ay geçiyor. YSK ile İmamoğlu arasında bir sorun yok. İmamoğlu Avrupa Parlamentosu’nda bir konuşma yapıyor ve 31 Mart sonrası yaşananları anlatıyor. İmamoğlu’nun bu konuşması İçişleri Bakanı’na soruluyor. Bakan Soylu: “Avrupa Parlamentosu’na gidip, Türkiye’yi şikayet eden ahmağa söylüyorum. Yazıklar olsun bu milletin sana verdiğine, kursağından geçenlere yazıklar olsun” diyor.
Bakanın söylemi gazeteciler tarafından Ekrem İmamoğlu’na aktarıldığında o da: “Ben Lafa bakarım laf mı, söyleyene bakarım adam mı, 31 Mart seçimlerini iptal edenler ahmaktır” diyor.
Aradan aylar geçiyor. İmamoğlu hakkında YSK’ya hakaret suçundan soruşturma açılıyor. Hapis ve siyasi yasak isteniyor. Şahitler ve İmamoğlu ifadelerinde: söylemin YSK üyelerine değil, İçişleri Bakanı’nın söylemi üzerine sarfedildiği belirtiliyor. Bilirkişi raporu da aynı şeyi söylüyor. Savcı iddiasında diretiyor. Hakimin de aynı kanıda olduğu söyleniyor. 21 Haziran 2022, karar duruşmasına iki gün varken dava hâkimi Samsun’a atanıyor.
Yeni hâkim 14 Aralık 2022’de İmamooğlu’na;  2 yıl 7 ay 15 gün hapis ve siyaset yasağı kararını veriyor. Davanın istinaf ve yargıtay aşamaları var. Sonucu bekleyip göreceğiz. Takım elbise giyip kravat takanlar iyi halden faydalanıp indirim alırken,  İmamoğlu en üst sınırdan ceza alıyor.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım bütün davalarda dikkat edilirse, adaletten çok siyasetin ön plana çıktığı görülüyor. Siyasetin yaptığı: Adaletin ayağına kurşun sıkmaktan başka bir şey değildir.
Saygılarımla. 17.12.2022       Mehmet USLU– Emekli öğretmen

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ