CHP’DE ‘BİR ŞEY’LER OLDU!

Bizim bildiğimiz Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), bünyesindeki iç çekişmelerin eksik olmadığı, hizipleşmelerin had safhada ve parti içindeki ‘Kazan’ın hep kaynar vaziyette olduğu, durulmadığı bir siyasî oluşum. Uzun zamandır hep böyle olmuştur veya böyle görülmüştür. Hatta eski genel başkanlardan rahmetli Bülent Ecevit (Halkçı Ecevit), parti içindeki bu hizipleşmeden çok dert yanmıştı ve Demokratik Sol Parti (DSP)’yi kurmalarının nedenlerinden biri olarak bunu göstermişti. CHP’deki bu durumu, bazıları her ne kadar, ‘Bizim partimizde demokrasi var, onun sonucudur bu’ diyerek normal karşıladıysa da Ecevit. partiye zarar verdiğini birçok platformda dile getirmişti.
‘Kurultaylar partisi’ olarak adlandırılır CHP. İyi veya kötü siyasî malzeme hiç eksik olmaz bu partide. Hatta medyada siyasî yazarlar, çok sıkıştıkları yani yazacak malzeme bulmakta zorlandıkları vakit, hemen CHP gelir akıllarına. Çünkü orada yazacak konu ve konular mutlaka vardır. Günü kurtarırlar yani.
ÖZEL, ‘GEMİ’Yİ SAHİL-İ SELAMETE KAVUŞTURDU!
Parti içindeki muhalefetin hemen hemen hiç eksik olmadığı CHP’de, 13 yıl süren Kemal Kılıçdaroğlu döneminin sona ermesinden sonra, genel başkanlık koltuğuna oturan Özgür Özel de bu sorunlarla karşılaştı. Tartışmalar aldı, yürüdü. Kazan tekrar kaynamaya başladı. CHP’li belediyelerin başına gelenler de işin cabası oldu. Yine olağan ve olağanüstü kurultaylar, mahkemeler v.s. (Hâlâ da yürüyen davalar mevcut) ama bütün bu dalgalı ‘Seyr’den sonra Özel ve ekibi, ‘Gemiyi sahil-i selâmete kavuşturdu’ diyebiliriz rahatlıkla.
Geçen yılın son aylarından sonra, özellikle 2026 yılı başından itibaren görüyoruz ki, bir şeyler oldu CHP’de. ‘Nasıl ifade edelim?’ Bilemiyorum ama, bir başkalaşma, bir değişim, bir rahatlama, bir durulma v.s. görüldü, görülüyor.
‘MAKAMA SAYGILIYIZ’!
Meselâ, 2026 yılının ilk grup toplantısında, Genel Başkan Özgür Özel, ‘Kavga siyaseti’nden uzak durulacağının izlenimini pekiştirdi bizlerde. En azından bende böyle bir kanaat oluştu şahsen. İçeride yaşanan ekonomik sorunların yanında, dış politikadaki küresel gelişmelere de odaklandıklarını gösterdi. ABD’nin Venezuela’ya müdahalesine ve Nicolas Maduro’nun gözaltına alınmasına sert tepkide bulunarak, ‘Bu bir haydutluktur’ dedi. ‘Trump düzeni, dünyanın düzeni olamaz’ diyerek, “Birleşmiş Milletler’in sistemi yok sayılamaz” açıklamasında bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik yurt dışından (Özellikle Yunanistan kaynaklı bazı çevrelerden) gelen hakaret içerikli söylemlere karşı, devlet âdâbını ve millî birliği önceleyen net bir tavır sergiledi. Özel, içerideki sert siyasî rekabet ile dışarıdan gelen saldırıları birbirinden net bir şekilde ayırdığını söyledi. “Biz içeride birbirimizi eleştirebiliriz, ancak dışarıdan bir gazetecinin veya siyasetçinin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na hakaret etmesine asla izin vermeyiz. O makam, Türkiye’nin onurudur. O onuru savunmak da hepimizin görevidir” diyerek, makama olan saygının bâki olduğunu ancak siyasî rekabetin yargı eliyle susturulmaması gerektiğini belirtti. Yani makam ve şahıs ayrımının yapılması gerektiğini söylüyor, Özel. Devletçi bir duruş olacak, tamam ama bu duruşun, içerideki demokratik eleştiri hakkının bastırılması için bir gerekçe yapılmaması gerektiğini de belirtiyor. Ayrıca, CHP’nin rolünün sadece muhalefet değil, toplumsal sorunlara çözüm üretme olduğunu vurguluyor.
‘SİYASET NORMAL SEYRİNDE OLMALI’
Benzer açıklamaları, CHP Genel Sekreteri ve Parti Sözcüsü Zeynel Emre’den de duyduk. Hemen söylemiş olayım; Bende, Zeynel Emre’nin bu göreve yani ‘Parti Sözcülüğü’ne çok uygun olduğu kanaati hakim oldu açıkçası. Meselâ, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik durumu ‘Ağır bir geçim krizi’ olarak nitelendirerek, Genel Başkan’ın da sıkça dile getirdiği ‘Geçim yoksa seçim var’ sloganını (Bu sloganın ben tuttuğu görüşündeyim. Çünkü ideolojiler ne derse desin, tencerenin sesi hepsinden daha gür çıkıyor. Tencere kaynamazsa sorun büyük demektir) ve erken seçim çağrısını yaparken niye sandığa gidilmesi gerektiğini de açıklıyor. Aynı zamanda bir sakinlik var Emre’de. Problemler hakkında CHP’nin görüşlerini, bağırmadan, çağırmadan, sakin bir şekilde kamuoyuna açıklıyor. Son MYK sonrası açıklamalarını, CHP adına çok olumlu buldum. Parti sözcüsü olarak yaptığı açıklamada, vatandaşın kutuplaşmadan ve kavga ortamından bunaldığını, bu nedenle siyasetin normal seyrinde gitmesini arzuladıklarını belirtip, partisinin yeni tutumunu netleştirmiştir. Aynı zamanda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan dış kaynaklı paylaşımlara karşı, sert bir duruş sergilenmiştir.
MİLLÎ VE DEVLETÇİ BİR DURUŞ!
Netice itibarıyla, prangalarından kurtulmuş bir Cumhuriyet Halk Partisi artık, millî ve devletçi duruşunu daha yüksek sesle haykırıyor. ‘Büyük, güçlü Türkiye’ diyor. Savunma Sanayi’indeki gelişmeleri, başarıları sahiplenip, ‘Ortak başarı’ olarak görüyor. ‘Türkiye İttifakı’ diyerek, bu ittifakın renginin kırmızı-beyaz olduğunu, ideolojik çatışmalar yerine millî değerler üzerinden birleşmeyi savunuyor. ‘Liderler masası’ndan değil, ‘Milletin masası’ndan, ‘Kucaklaşma siyaseti’nden bahsediyor. Kurdukları ‘Gölge Kabine’ ile sorunlara çözüm öneriliyor.
Kısacası demek istediğim, 2026 yılı itibarıyla CHP, sadece bir parti değil, bir ‘Çözüm merkezi’ olarak konumlanıyor, vesselâm.











































