Reklam
Reklam

ADALET ÖLDÜ

Mehmet Uslu
Mehmet Uslu
  • 24.11.2025

Kasabadaki kilisenin çanı; halktan biri öldüğünde bir defa, eşraftan (zengin) biri öldüğünde iki defa, hükümet yetkililerinden bir öldüğünde üç defa, kral öldüğünde 4 defa çalıyormuş. Bir gün kilise çanı; ardı ardına beş defa çalmış. Kasaba halkı; “kraldan büyük kim ölebilir ki” diyerek sokağa fırlamış ve kilisenin önünde toplanmış.
Kapıya çıkan papaz: “Bugün, kasabamız mahkemesinde görülen bir dava vardı. Yargıç; suçlanan kişi haklı olduğu halde, sanığa, ağır bir ceza verdi, ADALET ÖLDÜ” demiş.
“Okula, kışlaya, camiye siyaset girmemeli” söylemini bilmeyen yok gibidir. Ülkemde, siyaset ile hukukun kol kola girdiği günden bu yana, adaletin ölmediği, öldürülmediği günler yok gibi. 27 Mayıs 1960, 12 Eylül 1980 darbelerinden sonra, darbe hukukunun uygulandığı dönemi bir kenara bırakırsak, adaletin ölmesi/öldürülmesi; Türkiye gündemine, AKP İktidarıyla girdi, diyebiliriz.
1960 ve 1980 darbelerinde ordu; bir şekilde siyaseti dizayn etmişti. Kurunun yanında yaşlar da yandı. 2008 yılına gelindiğinde, AKP’nin: “Alnı secdeye değenlerden zarar gelmez” mantığıyla hoş gördüğü, devletin birçok kurumuna sızdığı gibi, yargıya da sızan bazı savcı ve yargıçlar aracılığıyla, orduyu dizayn etme çalışmaları başladı.
Ergenekon, Balyoz, Ay Işığı vs. davalarla orduda temizlik harekâtına girişildi. Bazılar: “Ordu, bağırsaklarını temizliyor” türünden açıklamalar yaptı. Altına zırhlı araç verilen büyük yetkili Savcı Zekeriya Öz’ün, astığı astık, kestiği kestik ti. Binlerce sayfa iddianame, binlerce duruşma, milyon sayfadan fazla dava tutanağı, verilen yıllarca hapis cezaları: Anayasa Mahkemesi’nin üç cümleden oluşan: “HAK İHLALİ VARDIR” söylemiyle çöpe gitmişti.
Haksızlık yapan Zekeriya Öz ve arkadaşları, adaleti öldürmüştü. Ama adaleti öldüren baş sorumlu Öz, yargılanmadan yurt dışına kaçtığından; adalet bir defa daha ölmüştü/öldürülmüştü.
2008 sonrası birçok kurumda olduğu gibi orduda da yuvalananlar, 15 Temmuz 2016 da darbe girişiminde bulundular. Kimileri yargılandı, cezalar aldı. Ama baş sorumlulardan Hava Kuvvetleri İmamı Adil Öksüz, yakalandığı halde, hukuk tarafından serbest bırakıldı ve yurt dışına kaçtı/kaçırıldı. Adalet kurumları, Zekeriya Öz ve Adil Öksüz’ün kaçma, kaçırılma sorumlularını bulup yargılamadığı için adalet bir kez daha öldürülmüş oldu.
Bu ülkede, adaletin öldüğü, öldürüldüğü olayları say, say bitmiyor.
Tarih 16 Nisan 2017. O gün sandıklar kurulmuş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Anayasa Değişikliği için oy kullanmıştı. Bir yargı kurumu olan Yüksek Seçim Kurulu iki gün sonra toplanmış, tarihte ilk kez, “mühürsüz oy pusulaları ve zarfları geçerli” sayılmıştı. Belki de bu sayede, yasa değişikliği kabul edildi. Bu olay da ölen/öldürülen adaletin tabutuna çakılan bir çiviydi.
Adalet tabutuna çakılan en büyük çivilerden biri ise 31 Mart 2019 yerel seçimlerinden sonra çakılmıştı. Yerel seçimler öncesi: “İstanbul’u kaybeden, Türkiye’yi kaybeder” sözü gündemdeydi. Sadece İstanbul değil, Ankara’da kaybedilmiş, on bir büyükşehirde CHP’li adaylar kazanmıştı. AKP’nin arpalığı İstanbul, gözden çıkarılamazdı. AKP sözcüsü Ali İhsan Yavuz: “Hiçbir şey olmasa bile bir şeyler oldu” demişti. İktidarın baskısıyla devreye giren Yüksek Seçim Kurulu, adaleti öldürmedi, bir nevi katletti.
Aynı zarftan çıkan dört oydan üçü geçerli, Büyükşehir Belediye Başkanlığı Oyu geçersiz sayıldı. Akıl alacak gibi değildi, ama olan olmuştu. Seçim yenilendi. Ekrem İmamoğlu, 13 bin oy farkını 806 bine çıkardı. Usulsüzlük var diye seçim iptal edildiğine göre, usulsüzlük yapanlar yargı önüne neden çıkarılmadı, neden kimse yargılanıp ceza almadı? Sadece ülkemin bütçesi milyonlarca lira zarara uğradı.
31 Mart 2024 tarihli yerel seçimler bittiğinde; İstanbul’da oy farkı bir milyona çıkmış, büyük şehir kayıpları artmış, CHP yerelde birinci parti olmuştu. Üstelik, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı gündeme oturmuştu. İktidarı sadece kendilerine hak görenler; seçimlerde, HAK HUKUK ADALET diye bağıranların üzerine, adaleti linç etmek adına, yargı sopasını sahneye sürdüler.
Önce, İmamoğlu’nun üniversite diploması sahte diye bir haber yayıldı. Kısa süre sonra da bu diploma iptal edildi. İnsanın aklına şöyle bir soru geliyor: İmamoğlu, yatay geçiş işlemlerini kendisi mi yaptı, okuduğu dönemlerde not çizelgelerini kendisi mi doldurdu, diplomayı hazırlayıp, okul kaşe veya mührünü kendi mi basıp, belgeyi imzaladı. Bunları tek başına yapmadıysa, bütün bu işlemleri yapanlar nerede? Onların da hukuk önüne çıkartılıp yargılanması gerekmez mi?
İmamoğlu tutuklandıktan 237 gün sonra, 3900 sayfadan oluşan bir iddianame yazıldı. Şu anda, sahtecilik, yolsuzluk, görevi kötüye kullanma, rüşvet, irtikap, terör örgütü üyeliği vs. suçlamalarla yargı önüne çıkmayı bekliyor. Hatta basına yansıyan haberlere göre, yerelde birinci parti olan cumhuriyetin kurucu partisi CHP’nin, kapatılması bile güdeme gelebilir.
Türk adaletini, içinden çıkılmaz hale getiren yargı bombardımanında, sadece İmamoğlu değil, daha birçok muhalif belediye başkanı veya çalışanı nasibini almıştır, Kimi görevden uzaklaştırılmış, tutuklanmış, kiminin yerine kayyum atanmış, kimisi de yurtdışı yasağıyla serbest bırakılmıştır. İmamoğlu için 2430 yıla kadar hapis cezası istenen 3900 sayfalık iddianame ile çoğu GİZLİ TANIK olan şahitlerle nasıl bir yargı süreci olacak, bekleyip göreceğiz.
Türkiye’de adaleti öldüren uygulamaların tamamını yazmaya kalksam, bir kitap olur herhalde.
Sayın Adalet Bakanı’nın ekrana çıkıp: “Türkiye bir hukuk devletidir” demesini ise gülerek karşıladığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Türkiye gerçekten bir hukuk devleti ise; saymakla bitmeyecek, Anayasa gereği tüm devlet kurumlarını bağlayan Anayasa Mahkemesi kararları ile, sözleşmesine imza koyduğumuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları neden uygulanmıyor?
Siyasilerden oluşan, adına: Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu denen heyetin, İmralı’ya yapacağı mahkum ziyaretinin, zaman içinde adalete vereceği tahribatı tahmin edemediğimden, konunun bir yazı sayfası tutabileceğini düşündüğümden, o olaya hiç değinmedim.
Adaletin ölmediği/öldürülmediği, HAK, HUKUK, ADALETİN herkese eşit olarak uygulandığı bir Türkiye’de yaşamak dilek ve temennisiyle.
Hoşça kalın.

23.11.2025 Mehmet USLU– Emekli öğretmen

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ