Reklam
Reklam

SORUNLAR VE SORULAR

Mehmet Uslu
Mehmet Uslu
  • 05.12.2021

Günümüz Türkiye’sinin bugün temel sorunlarından biri; “siyasi istikrarsızlık”, diğeri ise; “ekonomik istikrarsızlıktır.” Siyasi istikrarsızlığın temel nedeni; “kutuplaşmadır”, ekonomik istikrarsızlığın nedeni de; “inatlaşmadır.”
Dünyada eşi benzeri olmayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; Hazine ve Maliye Bakanı ile Merkez Bankası Başkanı yemeye devam ediyor. Bir yıl içinde, 3 Hazine ve Maliye Bakanı ile 3 Merkez Bankası Başkanı değişikliği; bir şeylerin yolunda gitmediğinin göstergesidir. 9 Kasım 2020’de Berat Albayrak gitmiş, yerine Lütfi Elvan gelmiş, o gitmiş, yerine Nureddin Nebati gelmiş. 7 Kasım 2020; Merkez Bankası’ndan Murat Uysal gitmiş, Naci Ağbal gelmiş, o gitmiş, yerine Şahap Kavcıoğlu gelmiş. Yenilerin ömrü ne olacak, Allah bilir.
Türkiye üst bürokrasisinde artık; “istifa” diye bir kavram bulunmuyor. Görevden alınacak kişi Cumhurbaşkanı’ndan affını istiyor, affı kabul edilip, karşılıklı  teşekkürlerle görev bırakılıyor. Hakkında yolsuzluk iddiaları bulunan Ticaret Bakanı bile affını istemiş, isteği kabul edilmiş, hiçbir soruşturmaya falan gerek duyulmamıştı. Cumhurbaşkanı: “Faizi savunanla aynı yolda yürümem” diyor, Hazine ve Maliye Bakanı affını istiyor. Cumhurbaşkanı: “Merkez Bankası bağımsız değil mi” diye soruyor, ardından: “faiz düşecek” diye ekliyor. Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ne oldu?

Bir ülkeyi 20 yıl yönetip, başarıları kendi hanesine yazan, başarısızlıkların sorumlusu olarak hep muhalefeti  ve dış güçleri suçlayan dünyada başka bir bir iktidar var mı diye merak ediyorum. Ekonomide, yeni model deneyeceklermiş. Türkiye ekonomisini 20 yıldır bu hale siz getirmediniz mi? Hani her ay, bir önceki aydan daha iyi olacaktı, hani enflasyon tek hanelere düşecek, fert başına düşen milli gelir 25 bin dolarlara çıkacaktı. Korona belası yüzünden dünyada bir ekonomik istikrarsızlık var deniliyor. Dünyada bir ekonomik kriz varsa, neden hep benim param değer kaybediyor?
Her ne kadar hafta içinde Hazine ve Maliye Bakanı değişikliği söz konusu olsa da, haftaya damgasını vuran olay; TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamıdır, Ana Muhalefet Lideri Kılıçdaroğlu’nun TÜİK’i ziyaretidir. Kılıçdaroğlu’nun TÜİK ziyareti, yeni Hazine ve Maliye  Bakanı Nureddin Nebati’nin FETÖ lideri  ve eski  Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak fotoğraflarını gölgede bırakmıştır.
Demokrasinin olduğu iddia edilen hiçbir ülkede; üretici fiyat endeksi ile tüketici fiyat endeksi arasındaki bu kadar uçurum, mantıklı cümlelerle açıklanamaz. Eski adı Devlet İstatistik Kurumu, yeni adı Türkiye İstatistik Kurumu, kısa adı TÜİK olan kurum, enflasyon olarak üretici fiyat endeksini; %54, 62, tüketici fiyat endeksini; %21,31 olarak açıkladı ve kıyamet koptu. Hammaddesi %54,62 enflasyonla temin edilen bir malın üretilip, piyasaya %21,31 enflasyon yansıtması düşünülemez. 2 kere 2 her zaman dört etmez derler ama, bu rakamlar zararına satışın ta kendisidir. 21,31 enflasyon rakamı, aklı başında kimseyi kandıramaz. Bu, insanların aklıyla alay etmektir. Açıklanan bu rakamlar; asgari ücretin belirlenmesinde, maaş zammı hesaplamasında esas alınacaktır.
Bir gün sonra Mersin’de halka hitap edecek, ülke sorunlarına değinecek, sorulara yanıt verecek olan Ana Muhalefet Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, TÜİK’ten görüş almak için randevu istiyor. Randevu verilmediği gibi, ekonomi kurmayları ve basın ordusuyla kurumun kapısına giden Sayın Kılıçdaroğlu içeri de alınmıyor. Basına açıklama yapılıp geri dönülüyor. Ortada bir gerilim yok.
Türkiye’de, sadece kendisinin siyaset yapabileceği öngörüsü olan iktidar, ayağa kalkıyor. İçişleri Bakanı ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın konu ile ilgili açıklamalarını  okuyalım mı?

Süleyman Soylu: “Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı, PKK, DHKP-C ve organize suç örgütlerinin ağına düşüp, onlara özenip, mekân basmaya gitmez” derken,  Fuat Oktay: “Devlet kurumları, muhalefetin siyasi rant sağlayıp, şov yapacağı mekânlar değildir. Zorbavari yaklaşımlarla Türkiye’nin kurumlarını tehdit eden ve yıpratmaya çalışan Kılıçdaroğlu ve şürekâsı kimlerin çıkarına hizmet ediyor? Ülkemizin ve  milletimizin çıkarına olmadığı kesin” diyor. Sanki, tornadan çıkmış, ikisi de birbirinin aynısı açıklamalar.
Öncelikle; Tüik,  bir mekân değildir, Kamu Kurumu’dur. Kamu Kurumu’nun kapısı da Kamu’ya (HALKA) kapatılmaz, kapatılamaz. Mekân; lokantadır, meyhanedir, kahvehanedir, kumarhanedir vs. Mekândan, randevu istenmez, oraya rezervasyonla gidilebilir. TÜİK’e  gidenler; PKK’lı, DHKP-C ‘li değildir, bu Millet’in oylarıyla seçilmiş vekillerdir. Hiç birisi de; zorbavari bir yaklaşımda bulunmamıştır. Eğer öyle bir şey olsaydı; kavga çıkardı, kapılar zorlanırdı. Ortada; PKK’lı, DHKP-C’li, hatta zorba birileri varsa, polis neden  müdahale etmedi, neden gaz kullanmadı, neden PKK’lı, DHKP-C’lileri etkisiz hale getirmedi?
Bu ülkedeki 84 milyonun sorunu; sadece iktidarın değil, muhalefetin de sorunudur. Bu günün muhalefeti; yarının iktidarı olabilir. Ben iktidarım, istediğimi yaparım, hiç kimseye de bilgi ve hesap vermem demek, demokrasiye ihanettir.
Siyasetteki bu inatlaşma ve kutuplaşma devam ettiği sürece; 20 yılda düştüğümüz çukurdan, 5-6 ayda çıkacağımızı konusunda ümitli olan varsa, haber versin.
Saygılarımla. 05.12.2021 Mehmet USLU- Emekli öğretmen

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ