Reklam
Reklam

YOKSUL İTAAT CAHİL BİAT ETTİ

Mehmet Uslu
Mehmet Uslu
  • 04.06.2023

Atatürk: “Yokluk ve sefaleti yenmek için; önce cehaleti yenmek gerekir” demişti. AKP İktidarı, Büyük Yazar ve Şair Aziz Nesin’in “Aç bırak itaat etsin, cahil bırak biat etsin” söylemini seçim kazanma aracı olarak kullanmıştır.14 ve 28 Mayıs seçimleri; itaat ve biat edenlerle, itaat ve biata direnenler arasında geçmiştir. Ne yazıktır  ki; itaat ve biat edenlerin tarafı  kazanmıştır.

            Kaybeden Kılıçdaroğlu günah keçisi ilân edilmiştir. Oysa; armudun sapı,  üzümün çöpü diyenin, sandığa gitmeyen 10 milyon seçmenin, o parti, bu parti nedeniyle ittifaka oy vermeyenin hiç mi suçu yoktur? Cumhur  İttifakı seçmeni; Yeniden Refah, Hüdapar falan demeyip oyunu vermiştir.
Genel sonuç; yoksulluk ve cehaletin yansıması, Keşan’daki sonuçlar; Türkiye’nin aynasıdır. Keşan’da; daha varlıklı ve eğitimli sayılabilecek ailelerin yaşadığı mahallelerde Millet İttifakı, daha yoksul ve eğitimsiz ailelerin  yaşadığı mahallelerde ise Cumhur  İttifakı oyları öndedir.
Genel seçimi özetleyecek bazı söylemleri okumaya ne dersiniz?
1903-1950 yılları arası yaşamış olan İngiliz Düşünür George Orwell: “Zeki bir insana en büyük işkence; cahillerin tercih ettiği bir düzende yaşamaktır” diyor.
İstanbul Sebahattin Zaim Üniversitesi rektör yardımcısı iken, Cumhur İttifakı tarafından YÖK’e atanan Profesör Doktor Bülent Arı: “Ben daha çok cahil ve okumamış, tahsilsiz kesimin    ferasetine (anlayışına-sezgisine) güveniyorum bu ülkede” demiş.
1928’deki Harf Devrimi ile bu milletin cahil bırakıldığını iddia edenler: “Lâtin Alfabesi ile Halk, bir gecede cahil bırakıldı” demişlerdi. Oysa bu Halk; 70 yıl önce temeli atılan, anlatacağım iki olayla hem cahil, hem de yoksul bırakılmıştı. İşte o iki olayın özeti:
Bir uçak; İstanbul-New York seferini yapmaktadır. Bir ara ışıklar söner, “içinizde elektrikten anlayan var mı” anonsu duyulur. Yaşlı bir yolcu parmak kaldırır. O yolcu, kirlenmiş ellerini yıkamak için lavaboya yönelirken, ışıklar yanar. Uçak okyanus üzerindeyken iki motordan biri arızalanır. Kaptan pilot,  tek motorla uçağı yere indireceğini düşünür ama işi şansa bırakmaz. Bu defa; “içinizde, motordan anlayan var mı” anonsu  yapılır. Aynı yaşlı yolcu yine parmak kaldırır ve işe başlar. Arızalı motor devreye girerken, o yolcu, yine elindeki, yüzündeki siyahlıkları yıkayarak koltuğuna oturur. Bu defa  hostesler bir telâş içindedir. Uçakta bir kadının doğum sancıları tutar. “Doğuma yardımcı olacak biri var mı” anonsu duyulur. İhtiyar delikanlıya yine görev düşmüştür. Uçakta, doğan çocuğun ağlama sesi yankılanırken; süper yolcu, alkışlar arasında koltuğuna geçer.

            Herkesi bir merak sarar. Özür dileyerek, uyruğunu ve mesleğini sorarlar. Yaşlı yolcu, soruyu sakince yanıtlar: “TÜRK’ÜM ve KÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNU EMEKLİ BİR ÖĞRETMENİM.”
İzninizle; ikinci olayı da anlatıp ondan sonra yorumlarımı yapacağım.
Takvimler; 1951-52 yıllarını göstermektedir. İspanya Hükümeti, Türkiye’den bol miktarda mangal kömürü istemektedir, ama tek şartı; kömür, Delice denilen ağacın odunundan elde edilecektir. Saros Körfezi’nden  Mersin’e uzanan sahil kesiminde  bol miktardaki  Delice Ağaçları kesilir, kömür yapılıp, İspanya’ya gönderilir. Türk Hükümeti gelen paraya bakar. ABD’nin  Ankara Büyükelçisi olayı araştırır. İspanyollar: “Bu kömürü otoyollarda dolgu malzemesi olarak kullanacağız” derler. Oysa; büyükelçinin araştırmasına göre böyle bir şeyin olması mümkün değilmiş.
Meğer Delice Ağacı; zeytin aşılamak için en uygun ağaçlardan biriymiş. Kesilen Delice Ağaçları’nın yerine; patladığı zaman orman yangınını hızlandıran kozalaklı çam ağaçları dikilirken, bugün İspanya dünyada zeytinyağı ihracatında bir numara olmuş, Türkiye’de o günlerde, margarin yağı ile tanışmış. Her iki olaydan da ibret almamız gerekmez mi?
Köy Enstitüleri’nin kapatılması; cahil bırakılmamızın bir numaralı nedeni olurken, Delice Ağaçlarının kesilip satılması da; yoksul bırakılmamızın belli başlı nedenlerinden birisidir, diyorum.
İlk olayı; “KURGU” olarak yorumlayanlar olabilir. Hani, 2019 yerel seçimleri sonrası AKP Milletvekili Ali İhsan Yavuz: “Hiçbir şey olmasa da bir şeyler oldu” demişti ya. Anlatılan olay kurgu dahi olsa gerçeklik payı vardır. Köy Enstitüsü  mezunu; sadece çocukları okutan bir öğretmen değil; elektrikçidir, motor tamircisidir, doktordur, veterinerdir, mühendistir, çiftçidir. Kısaca; günün şartlarında, toplumun ihtiyacı olan yüzlerce sorunu çözebilecek bilgi ve beceriye sahip biridir.
Köy Enstitüleri kapatılmasa bilinçli tarım yapılacak, cehalet ve  yoksulluk yenilecek, köyden  şehre göç de engellenecekti. Köyde genç kalmadı, kalanlarda da, girdileri  karşılayacak güç kalmadı.
Keşan yerel gazetelerinde, yıllar içinde 800 kadar köşe yazım yayımlandı. Hiçbir yazımda; kendim için bir şey istemedim. Bütün seçim ve referandum dönemlerinde halkın bilinçlenmesi yönünde uyarıcı yazılar yazmaya çalıştım. Ama bunda başarılı olamadığımı düşünüyorum. Ülkemin gerçeklerini yazmaktan; dilimde tüy, kalemimde mürekkep bitti. Bundan böyle her hafta değil, ara sıra, önemli gördüğüm konularda yazılar yazıp, bir süre dinlenmek istiyorum.
Yazımı; seçimle ilgili olabileceğini düşündüğüm bir atasözü ve onun yorumuyla bitiriyorum.
Meşhur bir Afrika atasözü: “Aslan, ceylan, sırtlan ve zebra yanyana koşuyorsa; orman yanıyor demektir” şeklindedir. Ülkemdeki ekonomik sorunlar ile mülteci sorunu; orman yangınıdır. Ormanı kimin yaktığı bellidir. Ancak, yukarıda da belirttiğim gibi yoksulluk ve cehalet ile itaat ve biat kültürü; insanların yangın tehlikesi anında aynı yöne doğru koşmasını bir  şekilde engellemiştir.
İnşallah; yoksulluk, cehalet, itaat, biat kültürünün körüklediği yangını; en az hasarla atlatırız.
Saygılarımla. 03.06.2023        Mehmet USLU– Emekli öğretmen

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ