Reklam
Reklam

NERDE O ESKİ BAYRAMLAR

Mehmet Uslu
Mehmet Uslu
  • 08.05.2022

2-3-4 Mayıs 2022. Pazartesi, Salı, Çarşamba. Bir Ramazan Bayramı’nı daha geride bıraktık. Yazı başlığı Nerde O Eski Bayramlar konusuna girmeden önce; “Nerde O Eski Türkiye” diyeceğim.
Eski Türkiye’ye örnek mi? Arkadaşımın biri, bir bayram iletisi göndermiş. İki çocuk, bir evin kapısını çalıyor, bir beyefendi, elindeki şekerlikle kapıyı açıyor. Çocuklar: “Bey amca, biz şeker almaya değil, şeker fabrikalarını niye sattığınızı sormaya geldik” diyor. Bugün, mısır şurubu karıştırılmış, kanserojen içeren maddelerle üretilmiş şekeri yiyen  Türkiye’min, bir zamanlar  şeker fabrikaları, Nazilli Basma Fabrikası, Sümerbank’ı, Beykoz Ayakkabı Fabrikası vardı. Devlete ait, milyarlarca liralık, (dolarlık) maddi varlığımız, manevi değerlerimiz vardı. Nerde O eski Türkiye?
Enflâsyonun %69,97 olduğu, yani %70’e dayandığı Türkiye’de, Hazine ve Maliye Bakanı’mız Sayın Nureddin Nebati bir twit atmış. “Senin için çalışmaya, senin için yorulmaya, güzelliğini  gelecek çağlara  ulaştırmak için koşmaya devam edeceğiz” demiş. Bu twitin kime atıldığını yazmaya gerek var mı? Böyle bir söylem; Türkiye’min, ulus toplumdan ümmet topluma evrildiğinin göstergesidir. 21. Yüzyılda ümmet toplumu olmak, ne acı değil mi?
Oysa, Mustafa Kemal ve silah arkadaşları; yaptıkları Kurtuluş Savaşı’yla, kurdukları Cumhuriyet’le, gerçekleştirdikleri devrimlerle, bir ümmet toplumdan, bir ulus toplum inşa etmişlerdi.
Nerde o eski Türkiye’yi anlatmak için ansiklopediler yazmak gerekir, ama konumuz o değil.

            Sizi, 1955-1960 yılları arasına, Keşan-Enez kara yolunun 30. kilometresinde, ana yoldan 1 km. içerdeki, köyüm Şabanmera’ya götürmek istiyorum. O yıllarda Ramazan ayı genellikle kış günlerine rastlıyordu. Yani, çiftçilerin dinlenme sezonuydu. Daha ilkokul 2. sınıfa giderken, ben de oruç tutmaya başlamıştım. Oruç tutmayanlar, parmakla gösterilecek kadar azdı. Bazıları da oruç tutmasa bile alenen bir şey yiyip içmezdi. Ramazan denince öne çıkan birkaç figürden söz etmek istiyorum.
Köyün tek kahvesi Selim Ağa’ya aitti. Ramazan ayı geldiğinde, öğle geçerek açılır, ancak iftar  saatine kadar çay servisi yapılmazdı. Terahvihden sonra tombala başlar, sahura kadar devam ederdi. Bir Ramazan ayında, akşam alacakaranlığı bastığında tam ay tutulması olmuştu. O anda ayın görüntüsü, Suluca köyü üzerindeydi. Batıl bir inanca göre ayı periler tutuyordu ve bırakmaları gerekiyordu. Selim Ağa’nın kahvesinin önünden Suluca köyüne doğru, av tüfeğiyle birkaç el ateş edilmişti.
Ramazan ayının renkli simalarından biri de; köyün kâhyası, Davulcu Hüseyin Aga’ydı. Kar, kış, tipi, onun için farketmezdi. Sahur zamanı, gecenin belli saatinde kapı-kapı dolaşır, gerekirse, bir davula, bir kapıya vurur, herkesi uyandırırdı. Mani söyleyecekse, şöyle başlardı:
Aldım davulu, çıktım yola, / Selam verdim, sağa sola.
            A benim sultan efendim, / Ramazanınız mübarek ola.
Ramazanın bir başka figürü; özel ramazan programıyla ünlü, Osman Aga’mdı. (Amcam) Nasıl mı? Osman Amca’m, ramazanın birinci günü akşamı iftardan sonra kahveye gider, sahura kadar tombala oynar veya kahvede oyalanır, sahur yemeğini yer, tek odalı evlerinde yer yatağına yatar, ikindiye kadar uyurdu. İkindiden sonra, babamın bakkal dükkânı önünde biraz oyalanır, iftar sonrası tekrar kahveye giderdi. Bu, onun için değişmez ramazan programıydı. Ona; “Amca, ben senin gibi olsam, bir ay değil, bir yıl oruç tutarım” derdim.
Ramazanın hatırası olur da, bayramın olmaz mı? Bayramda  cami dolup taşardı. Ahmet Yüksel Hoca vaaza başladı mı kolay-kolay bitirmezdi. Böyle bir bayram sabahı Kahveci Selim Ağa’nın oğlu Ali Dayı arka sıralardan; “Hocam, Yaylalılar namazdan çıkmış Keşan’a gidiyor” diye seslendi.  Ahmet Hoca: “Oğlum, ben sizi burada, senede iki sefer topluyorum, biraz sabret” demişti.
Namaz bitince, hava yağışlıysa içerde, değilse dışarda, Ahmet Yüksel Hoca ön sıraya geçer, köylü, tahmini yaş sırasına göre dizilir, bayramlaşırdı. Küs olan insanlar bile bayramlaşmaktan kaçınmazdı. Yemekten sonra;  aile, hısım-akraba, komşular arasında bayramlaşma devam ederdi.
Öğleye doğru Davulcu Hüseyin Aga yine meydana çıkar, bu defa çevresinde, 15-20 tane çocuk vardır. Davul eşliğinde ev-ev gezilir, Hüseyin Aga’ya, giyim eşyası veya para verilirdi. Çocukların bahşişi ise ya şeker olur ya da bir gün evvel, veya o sabah pişirilmiş, simiDe benzer, ortası delik ALLA dediğimiz ekmek olurdu. Allaları sırıklara dizer, bayram gezisi bitince ortaklaşa yerdik.
O yıllarda köyümüzde, birbirine küs insanlar olduğunu hatırlamıyorum. Herkes birbiriyle dayı-amca, hala-teyze ilişkisi içinde yaşayıp gidiyordu. Köyümün insanları fakirdi ama mutluydu.
Peki bugün, benim köyüm dahil, sizin köyünüzde, kasabanızda, şehrinizde, hatta büyük şehrinizde, böyle dayı-amca, hala-teyze ilişkisi içinde mutlu yaşayan insanlar çoğunlukta mı? Kesinlikle hayır diyeceğinizi biliyorum. Öncelikle, günümüz siyasetinin %50-%50 diye ikiye böldüğü insanlar arasındaki ilişkiler ne kadar sağlıklı? Miras; al sende de dursun biraz kavgası yüzünden, birbiriyle küs olan insanların sayısının, azımsanmayacak derecede çok olduğunu  düşünüyorum.
Köyümde; Özel Ağaçlandırma sahası paylaşımından dolayı insanlar birbirine girdi. (2010-2011) Köyün yarısı, diğer yarısıyla mahkemelik oldu. Bugün, kavga hâlâ bitmiş değil, birilerinin gittiği kahveye gitmeyen insanlar var. Yani; eski Şabanmera olmadığı gibi, eski ramazanlar da, eski bayramlar da artık yok. Kahveci Selim Ağa ve kahvesi, tombala, Davulcu Hüseyin Aga, Osman Aga’m, camideki samimi bayramlaşma, dayı-amca, teyze-hala ilişkileri: Yok, yok, yok.
Nerde o eski bayramlar demekte haksız mıyım?
Saygılarımla. 07.05.2022    Mehmet USLU– Emekli öğretmen

 

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ